Cumhuriyet yeni bir yönetim biçimi olmak iddiasına rağmen, son tahlilde kendinden önceki iktidar anlayışı ile benzerlikler taşımıştır. Toplumsal bağlamında bu olgunun aslında kendinden önce var olan sosyal yapıdaki hâkim iktidarı elde tutma biçimi söz konusu edildiğinde, farklı olduğu söylenemez. İktidarın kullanımı sırasında kamusal veya diğer araçlar değişmiş olsa bile, iktidarın tekilliği ve buna bağlı olarak muhalefete kendisini seslendirme ve yaşama imkânı vermeyişi/veremeyişinde benzerlikler söz konusudur. Bundan dolayı Osmanlı yönetim biçiminden Cumhuriyete geçişte toplum ve –gücün kullanıldığı kaynak anlamında– iktidar ilişkisinin hâkim diyalektiğinde bir kırılma olduğunu söylemek zordur. Hattâ kurulan devletin her yeni ulus-devlet gibi şimdi üstlendiği toplumu modernleştirme görevi, ona daha çok acımasız ve baskıcı olma hakkını kendinde bulmasına imkân ve meşrûiyet vererek, insanların özel ve kamusal varoluş alanlarına nüfuz etmek, denetlemek gibi yoğunluğu fazla düzenleyici bir misyon üstlenir. Yoksa Eflatun’un “Cumhuriyet”ini hariç tutarsak, insanların dinleyeceği müziğe; daha dünyada bir örneği görülmeyen harf değişimine; kılık kıyafete müdahale hakkını kendinde bulan bir siyaset anlayışına örnek bulmakta zorluk çekecektik.