Şair olunmaz, şair doğulur.
9/10
·48 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 22 Mart 2026 21:59
Dünya ve Türk edebiyatında, şairlerin henüz yirmili yaşlarının başındayken veya daha da gençken kaleme aldıkları, onların edebi rüştünü ispatlayan pek çok başyapıt bulunmakta. Sezai Karakoç'a geçmeden önce bu vesile ile birkaç şairden daha bahsetmek istiyorum. Örneğin; Fransız edebiyatının harika çocuğu Arthur Rimbaud, o ünlü 'Sarhoş Gemi' şiirini kaleme aldığında henüz 17 yaşındaydı (1871). Denizleri hiç görmemiş olmasına rağmen, dalgalarla boğuşan bir geminin ağzından yazdığı bu şiir, sembolist şiirin zirvelerinden biri kabul edilir. Rimbaud, tüm önemli eserlerini 21 yaşına kadar yazmış ve sonrasında şiiri tamamen bırakmıştı. Biraz daha yukarıda, İngiltere tarafında ise Romantizmin en büyük isimlerinden John Keats, 'Bülbüle Övgü' adlı ölümsüz eserini yazdığında sadece 23 yaşındaydı. Hastalık ve ölüm düşüncesiyle boğuştuğu bu dönemde, doğanın güzelliği ve sanatın kalıcılığı üzerine yazdığı bu şiirden kısa bir süre sonra, 26 yaşında hayata veda etmişti. Türk edebiyatında ise şair kimliğini daha genç yaşında kazanan üç isim var, bunlardan ilki #İsmet Özel. Özellikle henüz 22 yaşında 'Kan Kalesi' gibi bir şiiri kaleme alması, başlıktaki yazıyı doğrular nitelikte. Bir diğer isim ise Necip Fazıl Kısakürek. Türk şiirinin mihenk taşlarından olan 'Kaldırımlar', Necip Fazıl tarafından Paris dönüşü, 23-24 yaşlarındayken (1927) kaleme almıştı. Büyükşehrin boğuculuğu, yalnızlık ve insanın içsel bunalımını sarsıcı bir ritimle anlatan bu şiir, şairin yıllarca "Kaldırımlar Şairi" olarak anılmasını sağlamıştı. Ve son olarak; Sezai Karakoç. Türk edebiyatının en ikonik aşk şiirlerinden biri olan "Monna Rosa"yı kaleme aldığında 19 yaşındaydı. 1933 doğumlu olan şair, şiiri 1952 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde (Mülkiye) öğrenciyken yazmış ve şiir ilk olarak Mülkiye
Şiirler I - Monna RosaSezai Karakoç · Diriliş Yayınları · 202011,4bin okunma
MUHAKKAK OKUNMASI GEREKEN BİR ANI-BELGESEL BAŞ YAPIT
10/10
·804 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2026 00:00
(E) SOSYOLOG ALBAY ALİCAN TÜRK’ÜN; “28 ŞUBAT – SİNCAN’DAN TARİHE NOTLAR” KİTABI DEĞERLENDİRMESİ (E) Sosyolog Albay Alican TÜRK’ü ilk defa 2025 yılı Ağustos ayı başında tanımış ve tanışmıştım. Üç kitabı vardı hepsi de ilgi alanımda olan. Bundan önce iki kitabını okumuş ve geniş birer değerlendirme ve tanıtım yazısı yazmıştım. Tanışmamızın hemen arkasından, kısa süre içinde gelmişti bu okuma ve değerlendirme faaliyetlerim. Sayın yazarın bir kitabını okumamış olmayı ise büyük bir eksiklik olarak görüyordum kendi adıma. Tam 800 sayfa ve büyük boy (sayfa ölçüleri büyük) olan kitabını sona saklamıştım. Ve bugün (09.01.2026), sayın yazarı tanımamın ve kitapları ile tanışmamın üzerinden henüz beş ay geçmiş iken, son kitabını da okuyup bitirmenin ve bu tanıtım ve değerlendirme yazısını yazmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bakınca insanın gözünü korkutan bu çok kalın kitabı okumaya 25.12.2025 günü başladım ve sistematik/düzenli bir okuma ile 09.01.2026 günü bitirdim. Yani günde ortalama 50 sayfa okuyarak 16 günde bitirmiş oldum. Okumamın bu kadar uzun zaman almasının sebebi –yukarıda da bahsettiğim üzere- 800 sayfa ve sayfa boyutlarının büyük olmasının yanında, notlar alarak analitik bir okuma tarzını tercih etmem idi. Önceden iki cilt olarak basılmış, daha sonra ise iki cilt birleştirilerek tek kitap olarak piyasaya çıkmış. Kitap, 1. cilt ve 2. cilt olarak bölümlendirilmiş. Sayın yazarın kim olduğu ve onu nasıl tanıdığım ve tanıştığım konularına önceki iki kitabının değerlendirmesinde genişçe yer verdiğim için burada tekrar etmeye gerek görmüyorum. **** Siyasal İslamın bitmek tükenmek bilmeyen asker alerjisi ve rövanş alma manevraları… Taa 1950’lerde başlıyor aslında bu furya. Yine çok güçlü bir sağ iktidar ve yine askeri pasifize etme, kodları, genleri ve teamülleri ile
28 Şubat: Sincan'dan Tarihe Notlar (Cilt 1-2)Alican Türk · Galeati Yayıncılık · 202310 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
“ Araf “
9/10
·294 syf.··
Beğendi
·
2025 122. kitabı
Dante’nin Purgatorio’su, İlahi Komedya’nın en insani kitabıdır. Cehennem’de günah kesinleşmiştir, Cennet’te erdem tamamlanmıştır. Ama Araf….. Araf kararsızdır. Benim sevdiğim de tam burasıdır. Çünkü insan dediğin şey, tamamlanmış bir heykel değil yontulurken acıyan bir mermerdir. Kitabın özü nettir ; Ruhlar arınmak için dağın eteklerinden zirveye doğru tırmanırlar. Yedi teras, yedi ölümcül günah. Gururdan başlar, şehvetle biter. Tesadüf değildir. Ortaçağ Hristiyan felsefesinde günah, sadece ahlaki bir hata değil yönü yanlış çevrilmiş bir sevgidir. Dante burada Thomas Aquinas’ın izinden yürür sevgi ya eksik sevilmiştir, ya fazla, ya da yanlış yere yönelmiştir. Araf, sevginin yeniden eğitildiği yerdir. Ben bu kitabı okurken hep şunu düşünürüm; Dante Tanrı’dan çok insanı ciddiye alır. Çünkü burada ceza yoktur disiplin vardır. Zalimlik yoktur pedagojik bir sertlik vardır. Bu, skolastik düşüncenin en asil tarafıdır . İnsan aklı ve iradesiyle yükselebilir. Yeter ki sabretsin. Mitoloji burada geri çekilir ama tamamen susmaz. Araf Dağı’nın kendisi bile antik dünyanın yankısını taşır. Dünya’nın öbür ucunda, okyanusun ortasında tek başına yükselen bu dağ, bana hep şunu hatırlatır Bu, Hristiyanlaştırılmış bir Olimpos’tur. Tanrılar gitmiş, erdem kalmıştır. Virgil’in hala Dante’ye rehberlik etmesi boşuna değildir. Akıl, vahyin kapısına kadar getirir insanı. Daha ötesine geçemez. Virgil’in Beatrice’e teslim ettiği yerde ben her seferinde durur, başımı eğerim. Çünkü bu sahne, aklın asaletiyle sınırının aynı anda kabulüdür. Dönemin ruhu da kitabın her satırında hissedilir. 14. yüzyıl İtalya’sı….. Sürgünler, siyasal entrikalar, çökmekte olan şehir devletleri. Dante’nin adalet saplantısı kişisel değildir tarihsel bir yaradır. Ama Araf’ta, bu öfke yumuşamıştır. Cehennem’de isimler
Edebiyat
İlahi Komedya - ArafDante Alighieri · Oğlak Yayınları · 20142,295 okunma
10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2025 115. kitabı
Bu kitap, bir şiir kitabı değil. Ama her satırı bir siirden fırlamış gibi kanlı,gerçek ve yakıcı. Bu kitap bir biyografi değil. Ama öyle bir yaşamın izinden gidiyor ki, o iz size ait olabilir. Çünkü Shelley, sadece bir şair değildi. O, zincir kıran bir hayalperestti. Bir anarşist. Bir aşık.Bir doğa mistiği. Bir siyasi eylemci. İyi akşamlar arkadaşlar sizlere okurken kendini sorgulatan, şiirlerle anlatılan güzel bir kitapla geldim. Kitabımız @gecekitapligi yayınlarından #bizçoğuzonlaraz isimli kitabı. Kitabımız 14 bölümden oluşuyor, her bölümde farklı konularda yazar duygularını, isyanını şiirsel bir dille anlatmış Kitap da vicdan, Ateizm, güne isyan konuları harika bir şekilde anlatılmış . Bu kitabı ben severek okudum,sizlere de tavsiye ederim. Bana bu güzel kitabı tavsiye eden @kitap.gemisi canıma çok teşekkür ederim, inşallah bir çok güzel kitapları birlikte okuruz. @gecekitapligi #neokudum #gecekitaplığı #instakitap #tavsiyekitap #vuslatınkitapkurtları
Biz Çoğuz, Onlar AzPercy Bysshe Shelley · Gece Kitaplığı · 202536 okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2025 41. kitabı
·
119 günde okudu
·
Okunma: 29 Eylül 2025 22:56
Nazım Hikmet Ran Nâzım Hikmet (Selanik, 14 Ocak 1902 – Moskova, 3 Haziran 1963) Bahriye Mektebi’ni bitirdi (1919), Hamidiye Kruvazörü’ne stajyer bahriye subayı olarak atandı. 1920’de sağlık kurulu kararıyla askerlikten çıkartıldı. Ocak 1921’de Milli Mücadele’ye katılmak üzere Anadolu’ya geçti. Cepheye gönderilmedi, bir süre Bolu’da öğretmenlik yaptıktan sonra Eylül 1921’de Batum üzerinden Moskova’ya gitti, Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde (KUTV) okudu. 1924’de Türkiye’ye döndü, bir yıl sonra yeniden Moskova’ya gitti, 1928’e kadar kaldı. 1928’de döndüğünde bir süre tutuklu kaldı. Şiirleri ile ilgili açılan pek çok davada beraat eden Nâzım Hikmet, 1933’den başlayarak, 1938’e kadar “gizli örgüt kurmak” suçlarından tutuklandıktan sonra, bu tarihte “orduyu ve donanmayı isyana teşvik” suçlarından tutuklandı ve toplam 28 yıl 4 ay hapis cezasına mahkûm edildi. 14 Temmuz 1950’de çıkan Genel Af Yasası’ndan yararlanarak, 15 Temmuz’da serbest bırakıldı. Yasal olarak yükümlülüğü olmamasına karşın, askerliğine karar alınmasını hayatına yönelik bir tehdit gördüğü için 17 Haziran 1951’de İstanbul’dan ayrıldı, Romanya üzerinden Moskova’ya gitti. 25 Temmuz 1951 tarihinde, Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığından çıkartıldı. Ölümüne kadar pek çok ülkeye seyahatler yaptı, konferanslar verdi, şiirlerini okudu. Moskova’da Novodeviçiy Mezarlığı’nda gömülüdür. Şiir yazmaya 1914’de başlayan Nâzım Hikmet’in ilk şiiri, Mehmed Nâzım imzasıyla (“Hâlâ Servilerde Ağlıyorlar mı”) 3 Ekim 1918’de Yeni Mecmua’da yayımlandı. 1921 – 1924 yılları arasında Moskova’da öğrenim görürken tanıştığı Rus fütüristleri ve konstrüktivistlerinden esinlenerek, klasik şiir kalıplarından sıyrılmış, özgür, yeni bir şiir dili ve biçimi geliştirmeye başladı. Bu ilk çalışmalarından bazıları Aydınlık dergisinde
1000Kitap
Ne Güzel Şey Hatırlamak SeniNazım Hikmet Ran · Yapı Kredi Yayınları · 20132,574 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2025 45. kitabı
Kopenhag Üçlemesi’nin ikinci kitabı Gençlik, Tove’un artık çocukluk hayallerinden sıyrılıp hayatın gerçekleriyle yüzleştiği dönemi anlatıyor. Bu kez onun saf ve hayalperest bir kız çocuğu değil, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan genç bir kadın olduğunu görüyoruz. Tove’nin 14 yaşında okulu bırakmak zorunda kalması, farklı işlerde çalışarak hayata tutunmaya çalışması çok hüzünlüydü. Fakat bütün bunlara rağmen şiirden hiç vazgeçmemesi beni çok etkiledi. Yazmak onun için bir umut ışığı, hayatta kalma sebebi gibiydi. Özellikle yoksulluğa, annesinin baskılarına ve yalnızlığa rağmen yazmaya sarılması bana çok güçlü geldi. Ama bir yandan da Tove’nin sevilme ve kabul görme isteği onu yanlış ilişkilere sürüklüyor. Aşkı yanlış insanlarda araması, ilk evliliğini kendisinden yaşça çok büyük bir adamla yapması kitabı okurken içimi burktu. Tove’nin kırılgan yanını görmek, bana zaman zaman kendimi de hatırlattı. 1930’lu yılların Kopenhag’ında işçi sınıfından bir kadın olarak var olmaya çalışması zaten yeterince zor. Fakat Tove’yi farklı kılan şey, tüm bu baskılara ve imkansızlıklara rağmen şair olma hayalinden asla vazgeçmemesi. İşte bu inat ve kararlılık, bana kitabın en ilham verici tarafı gibi geldi. “Gençlik” bana yalnızca bir otobiyografi değil, aynı zamanda umudun ve direncin hikayesi gibi hissettirdi. Tove’nin kırılganlığıyla gücünü yan yana görmek çok çarpıcıydı.
GençlikTove Ditlevsen · Monokl Kitap · 20241,170 okunma