Çok güldüğünden değil, ağlayacağını bildiğinden damlıyor yaşlar. Her kelimenin kökü ölüm, bir bilen bulursam kafasını ağrıtacacağım, söz veriyorum.
Pencerem yok ki gölgeni göreyim. Adımlarını duyabilmek için kulaklarımı verirdim. Biraz bağırsan olmaz mı, bağırsak gölü mü sinene geçirdiğin?
Biz uyanınca düşlerimiz uyanır. Ah bi görebilsem hiçliği kollarım sıvanır. Hangi renk ya da nerede? Sesini nereye doğru tarar mesela. Bilmiyorum ki. Kavuşma isteğim ellerimde tutmadığım dünya(da) varlığım. Kaybetsem gelir misin doğru söyle?
Gece olunca ellerim uzuyor, biri durdursun, büyüklüğü vücudumu geçiyor. İncelen boynuma sarılıyor gökyüzü. Ne kadar büyüse de avucumun içine sığmıyor. Ay çok hoyrat, zincirlerini kırıyor. Ki ay değil mi gecenin kandırıkçısı? Nasıl hayatın ki sabahlarsa.
Ben uyurken yürüyor ağaçlar. Düşlerime koşup tabiatımı bozuyorlar. Kırlentim koyu kırmızı uyanıyorum, gözlerim şişmiş, kumunu boşaltıyor dolduran güneş. Her yer çamur. Böyle uyanmak istemezdim. Kim serpti bu vişnelerin tohumunu bahçeye? "Sen yarım ölü hâlisin İsmail." Şu kaşığın tersini görüyor musun? Gel de yardım et şurayı temizleyelim. Uyumak istemiyorum, uyanmak istemiyorum.
17 Haziran 2026 01.12