PROMETHEUS

PROMETHEUS
Bilge kendi kendisiyle yetinir. (Seneca)
Puan vermedi·560 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 15:27
Kitap öncellikle önsözle başliyor. Kitapla ilgili bilgiler ve Emile Zola'nın edebiyatıyla ilgili bilgilere yer vermiş. Emile zola natüralizm akımının öncülerindendir. Kitaplarını yazmadan önce, bir bilim adamı gibi öncesinden gözlemler,belge hazırlar, kitabın da anlatacağı kişileri gerçek hayattan seçer,içinde bulunur anlatacığı ortamın. Nana romanında da bunu yapmıştır önsözde belirtildiği gibi. Nana romanını ilk baskısı 1880 yılında yapılmış. Hem beyaz perdeye, hem de sahneye uyarlanmıştır. Kitap döneminde çok okunan ve beğenilen bir eser olmuş. Aynı zamanda bazı eleştirmenler tarafında eleştirilmiş. Döneminde çok satılan bir eser olmuş. Nana romanı Zola'nın seri halinde yazmış olduğu romanlardan bir tanesi. Ama ayrı olarak da okunabilir. Nana ile ilgili geçmişine dair çok şey bilmiyoruz o yüzden. Ama sorunlu bir aileden geldiğini söyleyebiliriz. Kitabın önsözünde romanın sonunu anlatması bence okur açısından kötü olmuş, ama kitabın perde arkasını belirtmesi yerinde olmuş.Önsöz de Nana'nın daha önceki çocukluk yılarından, daha önce ki beraberliklerinden, kişiliğinden bahsedilmiş.Okumaya başlarken romanın başında bu detaylar yok. Emile Zola bu kitabında, bir tiyatro oyuncusunun hem yükselişini hem düşüşünü anlatıyor. Ön bilgilerden sonra kendi düşüncelerimi söyliyeyim kitapla ilgili... Kitap Nana adlı bir karakterin, bir fahişe aynı zamanda tiyatro oyuncusu olan bir kadının yaşamına ve çevresinde ki bir grup insana odaklanıyor.Bu gruptakiler hem burjuva hem aristokrat hemde fahişelerden oluşan bir grup. Kitap sahnelenen bir tiyatro oyunuyla başlıyor. Burada Nana'yı sahnelenen bir oyunla tanıyoruz. İzleyici hayran bırakan bir etkiye sahip. Bir taraftan yaşamını anlamaya başlıyoruz. Kitap bir taraftan Kitapta karakter isimleri kimi zaman kafa karıştırıcı
Edebiyat
NanaEmile Zola · Can Yayınları · 20205,5bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·292 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 00:11
Fakir Baykurt’un 1960 yılında tamamladığı Irazca’nın Dirliği adlı romanının ilk baskısı 1961 yılında Remzi Kitabevi tarafından yayımlanır. Irazca’nın Dirliği romanı, hakim bakış açısıyla anlatılır. Yılanların Öcü, Irazca’nın Dirliği, Kara Ahmet Destanı üçlemesinin ikinci romanıdır. Irazca’nın Dirliği’nde olaylar, Burdur’un Erle Çukuru bölgesindeki Karataş köyünde geçmektedir. Eserde, Irazca Ana, oğlu Kara Bayram, gelini Haçça ve torunlarının köy muhtarı ve onun çocuklarının kötü davranışlarına karşı mücadeleleri ele alınmaktadır. Irazca dirliği romanında en son yaşanan olayların üzerinden bir sene zaman geçmiş.Kara bayram yaşadığı sorunları barışarak çözmüş.Şimdilik durumlarında bir sorun sıkıntı görünmüyor, yaşayıp gidiyorlar. Köylü erkeklerin kadına bakış açısı tarihten bu yana olduğu gibi aşağılayıcı, düşkün bir unsur olarak bakılıyor. Hacelinin Kara Bayram Ailesine ev meselesi yüzünden kin ve nefreti bitmemiş, ve öç almak için fırsat kolluyor. Ama bunu kardeşi ve muhtarın oğlu yapıyor. Yazar bu kitabında da halk ağzı'nı kullanıyor. Kara Bayram'ın ağlu Ahmet'e yapılan bir kötülük yüzünden,Irazca'nın dirliği bozulacak, düşmanlıklar tekrar başlayacak ama okuduğum kadarıyla Haceli'nin kardeşi Boz ömer ve Muhtarın oğlu Cemal üzerinden devam edecek. Ve tekrar kavgalar başlıyor, ve sonucu büyük bir tahlihsizlikle bitiyor. Kara bayram ağır bir şekilde yaralanıyor. Savaşa giden kocalar, ardında bıraktıkları kadınlar. Geride kalanların çektikleri özlem, sorunlar sıkıntılar...Savaşa giden kocaların yaşadıkları ve ölümleri anlatılmış eserde. Kara bayram oğluna yapılan kötülüğü duyar. Ve çocuğuna dayak atar. Bu konu konuşulur Aile içinde ve kaymakam'a şikayete gidilir. Neden kaymakam çünkü bir önceki kitaptaki kaymakam ailenin yanında yer almış hakkını, hukukunu
Edebiyat
Irazca'nın DirliğiFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık Dağıtım · 20181,610 okunma
10/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 06:31
*Fakir Baykurt’un köy romanı niteliği taşıyan ve yazarın ilk romanı olması hasebiyle önem arz eden eseridir.Eser, hem yoğun kültürel malzemesiyle, hem de döneme ayna tutuşuyla köy romanları arasında önemli bir yere sahiptir. Yazar kitabın başında, Yılanların öcü üzerine yaşanan durumları, tartışmaları, eseri yazma amacını, kısa özetini ve birçok değerlendirmede bulunmuş. Yazar kitabı yazmasındaki amacı şu cümlelerle dile getiriyor: Amacım, her biri birer Karataş olan köylerimizi, günümüzün öz ve biçimiyle dile getirmek, sanatın gücünden yararlanarak teknik ve uygarlığın bunca ilerlediği çağda alabildiğine geri, alabildiğine sefil yaşayan bu insanlar üstüne dikkatleri toplamaktı. Yunus Nadi roman ödülü ve jüri üyeleri: “Yılanların Öcü”nü bitirdiğim zaman, Yunus Nadi Roman Armağanı yarışması açılmıştı. Temize çekip yolladım. “Cumhuriyet” gazetesi kurduğu “küçük jüri” ile yarışmaya katılan romanları eledi, dörde indirdi. Bu işi yapan “jüri”de kimler vardı? Nadir Nadi, Burhan Felek, Hamdi Varoğlu, Yaşar Kemal, Selmi Andak, Vahdet Gültekin, Cahit Tanyol ve Tevfik Sadullah gibi Cumhuriyet yazarları. Bunlar, “büyük jüri”ye sunulacak dört roman arasına benimkini de kattılar. Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Sabahattin Eyüboğlu, Vâlâ Nurettin, Orhan Kemal, Azra Erhat, Cevat Fehmi Başkut, Haldun Taner ve Bahçet Necatigil gibi Türkiye’nin tanınmış sanatçı ve eleştirmenlerinden kurulan dokuz kişilik “büyük jüri”, yedi oyla “Yılanların Öcü”nü birinci seçti. İstanbul’a gidip ödülümü aldım. Roman, “Cumhuriyet”te günbölük yayımlandı. Sonra kitap oldu. O zaman jürinin yetkisi, yetkisizliği hakkında kimsenin kuşkusu yoktu. Daha önce verilmiş bazı roman ve şiir armağanlarının jürileri hakkında “yetkiliydiler, yetkisizdiler...” yollu çok tartışma olmuş, çok yazı
Edebiyat
Yılanların ÖcüFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 20217,3bin okunma
Dünyanın işçileri birleşin...
10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 23:10
Türkçe ilk baskısı Nisan 2017'de Sel Yayıncılık tarafından yayımlandı. 2017 yılında Kıvanç Güney tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Kitap kendi içinde konu bütünlüğü olan toplam 31 bölümde ele alınmıştır. Pulitzer Ödüllü ABD’li yazar. 20. yüzyılın başlarında yazdığı eserlerle şöhrete kavuşmuş ve çok sayıda kitap yazmıştır. Özellikle 1906 yılında yazdığı ve dilimize Chicago Mezbahaları adıyla çevrilen The Jungle adlı eseri büyük yankı yapmış ve kamouyunun dikkatinin mezbahalardaki sağlıksız çalışma koşullarına çekmiştir. Eserin yayınlanmasından hemen sonra ABD?deki et sektöründe iyileştirme çalışmaları başlamış ve konuyla ilgili yasal düzenleme yapılmıştır. Upton Sinclair'in bu çarpıcı eseri, Sanayi Devrimi'nin yol açtığı sömürü düzenini, göçmen işçilerin maruz kaldığı insanlık dışı koşulları ve kapitalizmin yıkıcı etkilerini belgesel bir gerçeklikle ortaya koyar. Sinclair, Şikago mezbahalarında geçen bu romanında, kapitalizmin insan bedenini ve ruhunu nasıl tükettiğini gözler önüne serer. Toplumsal gerçekçi edebiyatın önemli bir örneği olan eser, estetik kaygıların ötesinde, sosyal adaletsizliği ve sınıf mücadelesini ele alır. Sinclair, 1904'te Chicago'nun Packingtown bölgesinde iki ay geçirerek işçilerin yaşamını birebir gözlemlemiş ve bu deneyimlerini romanına aktarmıştır. Asıl amacı sosyalizmi savunmak ve kapitalizmin yozlaşmış yapısını teşhir etmek olsa da, kitap aynı zamanda gıda endüstrisindeki sağlıksız üretim süreçlerini de ifşa etmiş, bu sayede ABD'de gıda güvenliği yasalarının değişmesine yol açmıştır. Şikago Mezbahaları yayımlandığında, özellikle et endüstrisindeki skandallar toplumu şoke etmiş ve ABD'de gıda denetim yasalarının (1906 Saf Gıda ve İlaç Yasası) çıkmasında kritik rol oynamıştır. Ancak Sinclair'in asıl hedefi, işçi sınıfının sömürüsünü gözler
Edebiyat
Şikago MezbahalarıUpton Sinclair · Sel Yayıncılık · 20261,182 okunma
Puan vermedi·499 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 20 Mart 2026 22:54
Muhsin kızılkaya'nın bu kitabı bir anılar kitabı. Bir taraftan, kendi hayatını, anılarını anlatıyor. Bir taraftan,Mehmed Uzun'un hayatını, ve anılarını anlatıyor. Ama bunu kendi hayatıyla paralel bir biçimde anlatıyor. Kitap salt biyografi kitabı değil de, bir roman tadında anlatıyor. Dönemin siyasi konjonktür'ünde yaşanan durumları da değiniyor. Ve önemli şahsiyetleri anlatıyor. Mesela Musa Anter ölümü, Özgür Gündem gazetesi, faili meçhul ölümler... Mehmed uzun'un çocukluk anıları, okuduğu çizgi romanlar,okulda yaşadıkları, kan davaları, dinlediği ezgiler, çocukluğunda etkikelendiği yazarlar özellikle Yaşar Kemal ve teneke romanı. Bir taraftan siyasi baskılar, işkenceler, tutuklanmalar... Bir taraftan da Muhsin kızılkaya'nın anılarını okuyoruz.Mehmed Uzun'un romanlarını çevirmede yaşadığı zorluklar.Yaşar Kemal'in önerisi ve isteği kitap çevirmesi ile ilgili. Gazetecilik yılları,Mehmed Uzun'un Siya Evine romanı çeviri sürecinde yaşadığı zorluklar. Kitabı yayınevlerinde basmak için uğraştığı zorluklar.Kendi özel hayatı ile ilgili anıları. Mehmed Uzun'un cezaevi yılları: Burada tanışmış olduğu Kürt aydınlar üzerinde derin etkiler bırakıyor. Bir taraftan kendi ana dili kürtçeyle yakından tanışıyor bir taraftan aydınların derin bilgileriyle kendini geliştiriyor. Mamak cezaevine gönderiliyor bu seferde Türk aydınlarıyla karşılaşıyor burda da okumalarına devam ediyor. Rızgari yazı işleri sorumlusu olduğu için dergiye yapılan baskın ve tekrar cezaevine düşmesi kitapta aktarılıyor. Sürgün hayatı İsveç'te yaşadığı yabancılaşma, ülkesine olan özlemi kitapta aktarıyor. Birde isveç'te tanıştığı önemli yazarlar ve yazar kimliğine olan etkileri. Kürtçe roman yazmaya karar verirken, yaşadığı zorluklar. Arkadaşlarının ölümleri de Mehmed uzun etkiler, mesela Ahmet kaya,sürgün
Sen U BenMuhsin Kızılkaya · İthaki Yayınları · 200835 okunma