"Öyleyse, İsa 'nin kendi kilisesinde hiç hükmü yok mu; söyledikleri ve yaşamı ona taptığını iddia edenler için hiçbir şey ifade etmeyecek mi? O dünyanın ilk devrimcisi, Sosyalist hareketin gerçek kurucusuydu; bütün varlığı varsıllığa ve varsıllğın temsil ettiklerine -varsıllığın gururuna, lüksüne, zorbalığına- karşı yanan bir nefret ateşiydi; kendisi de bir halk adamıydı; varsıllığı ve onu bir güç olarak elinde tutmayı fazlasıyla anlaşılır bir dille, tekrar tekrar kınamıştı. İş adamlarıyla simsarları tapınaktan kırbaçla kovmuş bir adam! Halkı kışkırttığı ve sosyal düzeni bozduğu için çarmıha gerilmiş bir adam; düşünsene bir! Sonra da tutup böyle bir adamı mülkiyetin kibirli saygınlığına sahip bir başrahip yapıyor, bütün dehşeti ve iğrençliğiyle modern ticari uygarlığın kutsal bir onaylanmasına dönüştürüyorlar! Taşlarla süslü betimlemeleri yapılıyor, onun için tütsüler yakılıyor, modern sanayi korsanları çaresiz kadın ve çocukların emeklerini sömürerek kazandıkları dolarlarla onun adına tapınaklar yaptırıyor, rahat koltuklarında oturup teologların O'nun öğretilerine dair yaptıkları köhnemiş yorumları dinliyorlar..."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Devlet mi? Devletin amacı mülkiyet haklarına muhafızlık etmek, statüko nun ve modem sahteciliğin sürekliliğini sağlamaktı. Evlilik mi?
Evlilik ve fuhuş bir madalyonun iki yüzü, yırtıcı insanın cinsel hazzı sömürme biçimiydi. Aralarında sadece sınıf farkı vardı. Parası olan bir kadın kendi şartlarını kabul ettirebilirdi: Eşitlik, evlilik sözleşmesi, çocuklarının meşruiyeti, yani mülkiyet hakları. Parası yoksa, proleter sınıftansa, var olabilmek için kendini satardı. Bir de Şeytan'ın ölümcül silahı olan Din konusu vardı. Devlet maaşlı kölenin bedenine zulmederken, Din zihnini ele geçirir ve gelişim ırmağını kaynağından zehirlerdi. İşçi sınıfı gelecek umudunu korumaya çalışırken, bir yandan cepleri boşaltılırdı; tutumlu olmayı, tevazuyu, itaati -kısacası kapitalizmin bütün sözde erdemlerini- öğrenerek büyümelerini sağlardı.
Yaşamı bu muazzam ırmağa kapılmış gitmekte olduğundan, eskiden hayatın sonu gibi gelen şeylere pek aldırmaz olmuştu; ilgisi başka yöne, fikirlerin dünyasına kaymıştı.