Bir domuzdan istedikleri şey ondan elde edebilecekleri bütün faydayı elde etmekti; işçilerden aynı zamanda halktan istedikleri de aynı şeydi. Domuzun ne düşündüğü, ne acılar çektiği umurlarında değildi; aynı şey işçiler ve eti satın alanlar için de geçerliydi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
...insan ilk kez sosyalist olduğunda aklını yitirmiş gibi olurdu; başkalarının bunu nasıl göremediğine şaşar ve bütün dünyayı bir haftada sosyalist yapmayı umardı. Zamanla bunun ne kadar zor bir iş olduğunu anlardı; neyse ki arada bir yeniler gelmeye devam ederdi de bu sayede monotonluğu kapılmaktan kurtulurdu.
O sıralarda Amerika' da sosyalizm fikrine herkes gülüyordu;
Amerika' da herkes özgürdü zaten! Siyasi özgürlük maaşlı köleliği daha katlanılır kılan bir şeymiş gibi! dedi Ostrinski.
Rekabetçi maaş sistemiydi bu; Jurgis sosyalizmi anlamak istiyorsa, işe buradan başlaması en iyisiydi. İşçiler gündelik hayatlarını sürdürebilmek için işe muhtaçtı ve hiç kimse ücreti en çok kıran adamdan daha fazlasını kazanamazdı. Bu yüzden kitleler yoksulluğa karşı sürekli bir ölüm kalım savaşı verirdi. Ücretli çalışanlar, satacak emeğinden başka bir şeyi olmayanlar için "rekabet" bu demekti;
en tepedekiler, sömürenler için durum çok farklıydı tabii: Onların sayısı çok azdı ve birleşip baskı kurduklarında karşı durulamayan bir güce sahip oluyorlardı. Böylece dünyada aralarında aşılmaz bir uçurum olan iki sınıf oluşmuştu: Muazzam servete sahip olan kapitalist sınıf ve görünmez zincirlerle köleleştirilmiş proleterya.
Proleter sınıf binde bir oranında çoğunluğa sahip olduğu halde cahil ve çaresiz olduğu için örgütleninceye -"sınıf bilincine" sahip oluncaya- kadar onu sömürenlerin merhametine kalmaya mahkumdu. Bu yavaş ve bıkkıınlık veren bir süreçti ama mutlaka devam edecekti; bir kez hareket etmeye başladıktan sonra durdurulamayan bir buzul gibi. Her sosyalist payına düşeni yapıyor, "güzel günlerin geleceğine", işçi sınıfının seçimlerde kazanıp hükümeti ele geçireceği, üretim bağlamında özel mülkiyete son vereceği zamanlara inanarak yaşıyordu. İnsan ne kadar yoksul, acı çekiyor olursa olsun bu geleceği gördüğü zaman tam anlamıyla mutsuz olamazdı; kendi ömrü yetmese bile çocuklarınınk i yetecekti ve bir sosyalist için zafer kendi sınıfının zaferi demekti.
Hayatında böyle bir heyecan duymamıştı; içinde yaratılmış bir mucizeydi bu. Afallamıştı, bir şey düşünemiyordu; ama ruhundaki bu muazzam çal kantıyla birlikte yeni bir adamın doğduğunu biliyordu. Yıkımın pençelerinden sökülüp alınmış, umutsuzluğun esaretinden kurtarılmıştı; bütün dünyası değişmişti; özgürdü, özgürdü! Eskisi kadar çok acı çekecek, dilenip aç kalacak olsa bile artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı; anlayacak ve katlanacaktı! Artık koşulların gerektirdiğini yapan biri değil iradesi ve hedefi olan bir insan olacaktı; uğruna savaşacak, gerektiğinde ölünecek bir şeyi vardı artık! Burada ona neyi nasıl yapacağını gösterip yardımcı olacak adamlar vardı; dostları ve müttefikleri olacak, adaletin gözetiminde yaşayacak ve güçle kol kola yürüyecekti.