Bu şehirde bu gece leş gibi kafeslere kapatılmış, açlıktan ölmemek için vücudunu satmak zorunda kalmış on binlerce kadın var. Bunu biliyor, bu durumla dalga geçiyoruz! Bu kadınlar sizin anneleriniz, belki kız kardeşleriniz, kızlarınız olabilirdi; bu gece evde bıraktığınız, sabah gülen gözleriyle size günaydın diyecek olan çocuklarınız; belki aynı kader onları da bekliyor! Bu gece Şikago' da çalışmak isteyen ve bir şans verilmesi için yalvaran, buna rağmen açlık çeken ve dehşet içinde kış soğuğuna karşı koyan, evsiz ve perişan on binlerce erkek var! Bu gece Şikago' da güçlerini son damlasına kadar kullanıp hayatlarını mahvederek ekmeklerini kazanmak için çabalayan çocuklar var! Acı ve sefalet içinde yaşayan, çocuklarını besleyecek parayı kazanmak için didinen binlerce anne var! İşsiz bırakılmış, çaresiz durumda, çektikleri işkencenin bitmesi için ölümü bekleyen yüzbinlerce yaşlı var!Erkek, kadın, çocuk, maaşlı kölelik lanetini paylaşan milyonlarca insan; sırf yarına çıkabilmek için güçlerinin yettiğince çalışıp didinen; hayatlarının sonuna kadar bitkin bir tekdüzeliğe, açlığa ve sefalete, sıcağa ve soğuğa, pisliğe ve hastalığa, cehalete, ayyaşlığa, kötülüğe mahkum edilmiş insanlar! Şimdi de benimle birlikte sayfayı çevirip resmin öteki yüzüne bakın. Orada kölelerin, emeğin sahibi olan binlerce ... belki onbinlerce ... insan var. Hayatlarını kazanmak için hiçbir şey yapmıyorlar, istemelerine bile gerek yok; her şey onlara kendiliğinden geliyor, tek yapmaları gereken harcamak. Saraylarda oturuyor, lüks ve ihtişam içinde yaşıyorlar; sözcüklerin yetersiz kalacağı, hayal gücünü sekteye uğratacak, ruhun düşüp bayılmasına neden olacak türden bir ihtişam. Bir çift ayakkabıya, bir mendile, jartiyere yüzlerce dolar veriyorlar; atlarla otomobillere, saraylara, şölenlere,