İmalat-ı Harbiye Grubu(19 Mart 1920-16 Aralık1920)
İmalat-ı Harbiye grubu İstanbul’da bulunan işgal Kuvvetlerinin denetimi altındaki depolardan,Anadolu’ya cephane ve Mühimmat kaçırmak için 19 Mart 1920 tarihinde Ağır Topçu Kaymakamı Eyüp Durukan tarafından İstanulda Kuruldu.Miralay Asım ve Miralay Ömer Lütfü Beylerin de görev yaptığı grubun esas vazifesi İstanbul’da bulunan ve harp malzemesi üreten fabrikalardan temin edebildikleri üretim malzemelerini Anadolu’ya Aktarmak olmuştu.
Sayfa 47·Kitabı okudu
Mustafa Kemal, Sivas kongresinin seçtiği Temsilciler heyetinin başkanı olarak bir meclis açılması için seçimler yapılacağını bildiren 19 Mart 1920 çağrısına hazırlarken, devrimsel bir işe adım atıldığını bilen ilk kişidir. Onu gerçekte Şevket Süreyya aydemir’in getirdiği yerinde bir deyimle “ tek adam” yapan budur. İlk karşıtlığı ve anlayışsızlığı bu girişimde ilk Sezen‘de o olmuştur. “ İstanbul’da kapatılan meclis üyelerinden kurtulabilenler ve vilayet meclislerinden seçilecek ikişer üye ile meşrutiyet parlamentosunun eski biçimi ve niteliğiyle toplanmasını sağlamak için çalışmayı hiç düşünmedim. Tersine, büsbütün başka nitelikte ve yetkide daimi bir meclis kurmayı; tasarladığım devrimlerin aşamalarını bu meclisle beraber geçirmeyi düşünüyordum.”
Sayfa 497·Kitabı okudu
İsmet Paşa oğlunun vefatını öğreniyor:
“Sorunları birer birer çözmeye başlayan İsmet'in o günlerdeki diğer bir heyecanı, nicedir hasret kaldığı ailesine kavuşacak olmasıydı. Birkaç gün önce Malatya’dan yola çıkan ailesi, 19 Mayıs günü Konya'ya yaklaştığında İsmet de istasyona gitmek için evden ayrıldı. Fakat yolda emir subayından ömrünün geri kalanında hiç unutamayacağı elim bir haber aldı. İsmet Paşa'nın iki yaşındaki oğlu İzzet, Hakk'ın rahmetine kavuşmuştu. İsmet acı gerçekleri o gün öğrendi. İzzet' in hastalığı baştan beri ölümcüldü. Kurtulma ümidi hiç olmamıştı. Daha da acısı İzzet, aylar önce, 1921 yılının Kasım ayında hayata gözlerini yummuştu. Fakat bu bilgi cephedeki durumun kritik olması nedeniyle kendisinden saklanmıştı. İsmet, karargâhına döndüğünde hiç olmadığı kadar üzgündü. Yanından ayırmadığı not defterini çıkarıp 7 Aralık 1919’a ait sayfayı açtı. Düştüğü nota uzun uzun baktı:” Daireye gittim. Saat 05.00’e gelmeden geldim. Oğlum olmuş. Ne güzel oğlum.” Onu en son 1920 yılının Mart ayunda İstanbul’daki evlerinde öpüp koklamış ve Ankara’ya yola çıkmıştı. Ve şimdi artık İzzet yoktu. Fakat vakit, yas tutacak vakit değildi. Oğlu, ailesi, kendi canı… Bunların hiçbiri vatandan daha önemli değildi ve olamazdı. Zaten tüm ömrünü böyle harcamamış mıydı? İsmet, defterinin boş sayfasına 19 Mayıs 1922 tarihini atıp kısa bir not daha düştü: “İzzet zayi oldu.”
Sayfa 152·Kitabı okudu
İşgalin üçüncü günü yani 19 Mart 1920 akşama doğru, Kurmay Binbaşı Saffet, Albay İsmet'in kapısını çalmıştı: Ankara İsmet'i çağırıyordu. Albay İsmet için artık duracak zaman değildir ertesi sabahı bile beklemez, hemen yola çıkılmalıdır. Eşini annesine ve kayınvalidesine veda eder. İsmet'in ilk çocuğu İzzet henüz 3 aylık bir bebektir, onu öper ve haber aldıktan iki saat sonra karanlık basmadan yola çıkar o sırada babası evde olmadığından onlarla Allahaısmarladık demek fırsatını bile bulamaz. ( İsmet babasını bir daha da göremeyecektir. Reşit Bey az sonra ailesini ve gelinini Mevhibe'yi de yanına alarak memleketi Malatya'ya gidecek ve 6 ay sonra orada ölecekti. )
Sayfa 150·Kitabı okudu
Tarih
"Meydan kazanı kuruldu, Bebekleri kaynatıldı; Gün görmedik hanımları,
Sayfa 297 - Bilgeoğuz Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
400 sene hilafeti taşı. Sonuç? Kimler için?
19 Mart 1920'te Lloyd George ile görüşen Muhammed Ali aynen şunları söylemiştir: "Müslümanlar olarak bizi ilgilen­diren Hilafettir ... Türkler Araplar derecesinde sevgimizi kaza­namazlar. Bütün istediğimiz ülkeyi tam bir islam egemenliği altında korumaktır. Yine Delegasyon başkanı Muhammed Ali 23 Mart 1920'de yaptığı bir konuşmada "Biz Türklerin avukatı değiliz, Hintlilerin avukatıyız. Türkler adına konuşmuyoruz, kendi adımıza konuşuyoruz"demişti. Görülüyor ki dinin milli­yetçi bir renk kazandığı bir dönemde, Hintli müslümanlar asıl kendi kavgalarını veriyorlar ve sempatileri de Türklerden çok Araplara gidiyordu.
Sayfa 273 - İmge Kitabevi.