Güneş her gün yanıyordu. Güneş, Zamanı yakıyordu.
Gelmiyecek birini beklemek, gelmiyecek birini özlemek işte o tam bir işkence..
Zehir dışarı akmadan yürek yıkanmıyor.
Çok sabırlı, güvenilir ve nazik. Benim hiç olmadığım bin farklı şeyden onda var. O yüzden elimde kalan tek şey sevme biçiminin hatırası olacaksa o zaman bunu atlatırım.
O zamanlar ismini söyleyemediği sevgilisi "Nahit Hanım"dı. Hayatta iki varlığı oldu: Şiiri ve sevdası. Şiirleri okurlarının ezberinde... Sevgisine gelince, onu, tek büyük aşkı "Nahit Hanım"a vermişti: Bu kitap belgesi.
Şiirimizde çığır açmış ustanın aslında nasıl bir gönül ustası olduğunu kanıtlayan mektuplarını okuduğunuzda onu çok daha yakından tanıya-caksınız. "Istanbul Türküsü" gibi pek çok şiirini daha iyi anlayacaksınız. 36 yıllık ömrüne neler sığdırdığını görecek, onu daha çok sevecek ama belki biraz da üzüleceksiniz. Nereden bakılsa, gizli saklı yaşanmış kırık bir aşk hilâyesine tanık olacaksınız.
64 yıldır çekmecelerde kalmış mektuplar, ince ince akan bir mağara suyu gibi dingin, dupduru ilk kez gün ışığına çıkıyor.
Bu kitapta sadece Orhan Veli nin Nahit Hanım a yazdığı mektuplar var. Yani Nahit Hanım ‘ın cevapları yok. Bu mektupları tam anlamıyla anlaşmamıza sebep oluyor. Bazı noktalar eksik ya da yarim kaliyor. Neden yok derseniz de Orhan veli nin kızkardeşi mektupların basılmasını pek istememis. Nahit Hanım ‘ın mektuplarını vermemiş. Tek yönlü bu mektupları okudukça Orhan Veli ye bir kere daha hayran oluyorsunuz. Aşkına gıpta ediyorsunuz. Aski o kadar büyük ki her mektubunda Nahit Hanım a bana sana ait bir şeyler gönder diye yalvarıyor. Hatta bir mektupta koltuk altının kokusunu bile özledim diyor.