"Orhan Kemal'de umut, tarihin dönüşüm doğrultusunu bilimsel olarak kavramış olmanın belirlediği bir yaşam tavrıdır; yoksa köksüz, dayancasız ve içeriği kof bir ahlak kavramı değil." Hilmi Yavuz-Milliyet Sanat-4.6.1976
Yalnızlık hayatım boyunca nereye gitsem peşimi bırakmadı. Barlarda, arabalarda, kaldırımda, dükkanlarda her yerde… Bundan kaçış yok. Ben Tanrı'nın yalnız adamıyım… Taxi Driver / 1976
Hayata Dair
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
ÇANKAYA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ DEKANI PROF. DR. NURETTİN BİLİCİ'NİN, "12 EYLÜL MÜDAHALAESİ - EZBERLER VE GERÇEKLER" KİTABIMA YAPTIĞI DEĞERLENDİRME: ("EKONOMİM" İNTERNET SİTESİ, 7 EKİM 2024) 12 Eylül Doğru mu İdi, Yanlış mı İdi? (Okunan Bir Kitabın Düşündürdükleri) Afyon Sultandağlı Yazar Metin Sevil’in “12 Eylül Müdahalesi, Ezberler ve Gerçekler” isimli 2023 yılında yayımlanan kitabını ilgiyle okudum. Ben 12 Eylül öncesini bir üniversite öğrencisi olarak yaşadım ve “12 Eylül’e Giden Yol, Bir Hukuk Öğrencisinin Günlükleri” isimli kitabının da yazarıyım. 1980 öncesinde Türkiye bir iç savaşın eşiğine gelmişti. Öğrenci, polis, işçiler… ikiye bölünmüş; Faşist Komünist diye birbirlerini öldürüyorlardı. Ülkücülere karşı taraf Faşist diyordu. Ülkücüler de solcuları Komünist diye çağırıyordu. Din ağırlıklı bir rejim isteyenler ise pusuda diğer iki tarafın birbirini tüketmesini bekliyordu. 12 Eylül müdahalesinin öncesinde geçen 1976-1980 yılları arasında (4 yıl içinde) 10 binin üstünde insanımız öldü. Şehirler, kazalar, mahalleler, köyler devletin kontrolünden çıkıp sağcı veya solcu grupların kontrolü altına geçti. Her gün en az 10 insanımız ölüyordu. Türkiye; “iç savaş ha çıktı ha çıkacak” noktasına gelmişti. (1) Ekonomi yüz milyarlarca dolarlık zarara uğratılmıştı. Bu acı bilançonun en büyük sorumlusu da sürekli koltuk ve makam için kavga çıkaran, adam kayıran siyasetçilerdi. Askeri müdahale ile raydan çıkan tren tekrar rayları üzerine oturtuldu. Müdahale sonrası yapılan halk oylamasında Türk halkı %92 gibi ezici bir çoğunlukla müdahalenin doğru olduğu yönündeki iradesini ortaya koydu. Aradan 30-40 yıl geçtikten sonra iktidar “12 Eylül müdahalesinin yanlış olduğunu” söylemeye başladı ve arkasından da müdahalede bulunan askerlerin yargılanmasına karar verdi. Bu
Fotoğrafın Tarihi: Çekimler 1976 yılında bir ilaç firmasının sağlık projesi için İstanbul'da yapılmıştır.Giysi: Fotoğraftaki hemşire kıyafeti o dönem Haseki Hastanesi'nin başhemşiresinden ödünç alınmıştır.Amacı: Hastane koridorlarında sessizliği ve hastaların huzurunu sağlamak amacıyla bir sembol olarak kullanılmıştır.
1000Kitap
NECİP FAZIL BUGÜN ÖLDÜ
O ve Ben adlı otobiyografisinde kaydettiğine göre 25 Mayıs 1905’te İstanbul Çemberlitaş’ta cinayet mahkemesi reisliğinden emekli büyük babası Mehmed Hilmi Efendi’nin konağında doğdu. Babası Mekteb-i Hukuk mezunu ve bazı memuriyetlerde bulunmuş Abdülbâki Fâzıl Bey, annesi Mediha Hanım’dır. Baba tarafından Maraşlı olan Kısakürekoğulları ailesinin kökü Dulkadıroğulları’na dayanmaktadır. Asıl adı Ahmed Necip olan Necip Fazıl okuma yazmayı büyük babasından öğrendi. Çeşitli okullarda kesintili ve düzensiz bir öğrenim hayatı geçirdi. Önce Gedikpaşa’da bir Fransız, sonra aynı yerde bir Amerikan mektebinde, Büyükdere Emin Efendi mahalle mektebinde, Büyük Reşid Paşa Numune, Vaniköy Rehber-i İttihad mekteplerinde okuduktan sonra Heybeliada Numune Mektebi’nden mezun oldu. Aynı yıl Heybeliada Bahriye Mektebi’ne kaydoldu. Burada da beş yıl okudu, ancak diploma alamadan ayrıldı. 1921’de İstanbul Dârülfünunu Felsefe Şubesi’ne yazıldı. Bu öğrenimini de tamamlayamadan kazandığı devlet bursu ile felsefe tahsili için Paris’e gitti. Fakat Paris’te de düzenli bir öğrenci olamadı, kısmen sanat çevrelerinde bulunduysa da kendini daha çok eğlenceye ve bohem hayatına verdi. Türkiye’ye dönüşünde İstanbul ve Anadolu’da bazı bankalarda memuriyet ve müfettişlik yaptı. Bir Fransız mektebinde, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde ve Robert Kolej’de çeşitli dersler okuttu. Bu arada felsefe öğrenciliğinden beri girmiş olduğu basın çevresini daha çekici ve eser vermeye daha uygun bir ortam olarak gördüğünden 1942’den itibaren memuriyetlerini bırakıp geçimini yazılarından ve yayıncılıktan sağlayamaya başladı. Son yıllarına kadar Büyük Doğu dergisinin ve Büyük Doğu yayınlarının sahibi ve yazarı olduğu gibi bazı günlük gazetelerde fıkra ve makaleleri de yayımlanmaktaydı.
Hayata Dair
CİZRE ULU CAMİİ KAPI TOKMAĞI 13. yüzyıl Artuklu eseri olan bu tokmak; 27x24x3 cm. ölçüsünde. Diyarbakır’da, Artuklu Sarayı hizmetinde çalışan İsmail el-Cezeri’nin 1206’da yazdığı “Otomata” adlı minyatürlü yazmada, onun tarafından tasarlanmış yaklaşık elli adet mekanik aletin yanı sıra dev bir kapının çizimi, ejder figürlü kapı tokmakları ile birlikte görülmektedir. Cizre Ulu Cami’nin kapı kanatları ve tokmakları 13. yüzyılda bu örneğe göre yapılmıştır. Müzede sergilenen bu eser, çift kanatlı kapının üzerindeki birbirine eş iki tokmaktan biridir. Döküm tekniğiyle yapılmış ve üzeri kazıma tekniği ile süslenmiş olan kapı tokmağında görülen iki ejder yer ve gök ejderlerini, bunların ortasında bulunan aslan ise yere ve göğe hakim olan hükümdarı sembolize eder. Tokmağın ejderleri sivri kulaklı, badem gözlü ve kanatlıdır. Yılan pullarıyla kaplı gövdeleri helezon şeklinde düğümlenirken, birbirlerine dolanan kuyrukların uçları kartal başı biçiminde bitmektedir. Ejderlerin ortasında yer alan stilize aslan başı, içinden geçen bir mil ile figürlere bağlanmaktadır. 1969 yılında tokmaklardan birinin yerinden sökülerek çalınması üzerine kapı kanatları önce Mardin Müzesine, 1976 yılında da Türk ve İslam Eserleri Müzesine getirilmiştir. Çalınan kapı tokmağı bugün Kopenhag David Samling Müzesinde bulunmakta ikem temaslar sonucunda ülkemize getirilmiş; Türk ve İslam Eserleri Müzesi’de sergilenmeye başlanmıştır... 🤔 ama budizm ve şamanizm totemcilik etkilerini de göre biliyoruz da