Anladım insanlardan geldiğini kederin;
Uzak, herkesten uzak bir hayat süreceğim.
Benim bu inzivama taarruz edenlerin,
Yüzüne hakaretle, kinle tüküreceğim!..
Sevgi yalnız belli bir insana bağlılık değildir; bir tutumdur; kişinin yalnız bir sevgi nesnesine değil, bütünüyle dünyaya bağlılığını gösteren bir kişilik yapısıdır.
Annem bir gün elinde bir orkideyle eve geldi. Orkideyi satan kişi “Orkide en güzel çiçeklerdendir ama sevgini ve ilgini vermen lazım; yoksa solup gider.” demiş.
Bu zarif çiçek her gözüme çarptığında bir süre hayranlıkla izledikten sonra usulca yanına yaklaşıp şunları söylerdim:
“Ah güzel çiçek... Solacaksın biliyorum. Keşke seni severek yaşatabilecek gücüm olsaydı.”
Elimden geldiğince onunla ilgilenmeye çalıştım. Ama nasıl sevilirdi bir canlı bilmezdim. Zamanla usul usul soldu bu güzel çiçek. Annemin bütün çabalarına rağmen bir daha da filizlenmedi.
Küçük Prens'i okuduğumdan beri aklımda dolanan şu cümleyi anımsadım "Bir çiçeği büyüten sevgi, insanı değiştirmez mi sanıyorsun?" Evet demiştim sevgi muhteşem bir şey ve her şeyi değiştirebilecek güce sahip. Gençtim... Bir gençlik umudu dolaşıyordu damarlarımda. İnandım sevgimin her şeyi değiştirecek gücü olduğuna.
Sevdim sevilmeye layık gördüğüm her şeyi; çiçekleri, çocukları, masum hayvanları, iyi bir adamı... Lakin kimsenin hayatına dokunacak muazzam bir etkisi olmadı sevgimin. Hoyratça sevgimin; birilerine iyi hissettirecek, dünyayı değiştirecek, üzgün bir insanı sevindirecek, bir çiçeği açtıracak etkisinin hiçbir zaman olamayacağını kabul ettim zamanla.
Hayatımı anımsatmıştı bu çiçek bana. Ben de solmuştum bir köşede, sessiz sedasız. Gerçi hoş, hiç çiçek açtığımı da hissetmedim; buna solmak denir mi, bilmem. Kendimi büyütmeye mecalim yokken açan çiçekler görmek istedim çevremde.