Kitabı okuduktan sonra gerçek bir hikaye olduğunu öğrendiğimde daha da etkilendim. Bir insanın dikkat çekme arzusu, beğenilme ve çevresi tarafından konuşulmasını sağlama hırsı sırf bunlar uğruna ölümü bile göze alması çok çarpıcı bir hikâye. Stefan Zweig yaptığı kişilik analizlerinde, kahramanın ruhsal durumunu anlatmada çok başarılı.Hikâyede
aristokrat bir kadın ülkesine zarar verildiği düşünüldüğü için saraydan sürgün ediliyor ama Madame de Prie çevresine bunu daha farklı yansıtmaktadır. Sanki kendi istegiyle bur tatile gidiyormuş havası yaratmaya çalışmaktadır.İnsanları kandırmaya, çıkarları uğruna kullanmaya o kadar alışmış ki şehir hayatından sürgüne gittiğinde kullanabileceği insanlar bulamayınca artık delirme noktasına kadar gelmiştir. Tam bir çöküş hikâyesi....
Böyle az sayfalı kitapları genellikle bana göre ağır ve anlamam gereken kitaplar okurken arada zihnimi dinlendirmek için okurum. Amok Koşucusu'da benim için öyleydi. Ilk sayfalarda kendimi olayın içine tam alamadığım için sanırım sıkıcı geçiyordu sonradan bir baktım geminin içinde ben de hikayeyi anlatıcıdan dinliyorum. Hayatını bir insana yardım etmeye adayabilir mi birisi çıkarsız, hiçbir beklentisi olmadan sorusunun cevabını görüyoruz.