Arkamda bıraktığım otuz küsur sene şunu öğretti bana: Doğup büyüdüğü yere ait değil insan... Acı çektiği ya da çok mutlu olduğu yere de ait değil... Insan, olmak isteyip de olamadığı yere ait... Şey gibi bir his işte bu; çok, çok susamak gibi...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kadın haklıydı. Adam âşık. Kadın kızgındı. Adam pişman. Anlatamamanın imkânsız incelikteki engeline öyle takılıp kalmıştı ki adam; kadın sustu sitemsiz, o bekledi çaresiz. Kadın mağdurdu. Adam mağrur... Sonra gece oldu. Zaten ne olursa olsun, bir şekilde gece olur.
Bir şey oluyor bazen, bütün dünya senin düşündüğünün tersini bile düşünse o kadar kuvvetli inanıyoruz ki o şeye, gerçekle bağımız kopuyor. Sonrası acı oluyor elbet. Olsun...
Samimi bir acı, sahte bir mutluluktan daha kötü olabilir mi gerçekten?