Üretim biçimi nasılsa, toplumun kendisi, toplumdaki fikir ve teoriler, politik görüş ve politik kurumlar da esas olarak öyledir. Ya da, sorunu daha kabaca korsak, insanın yaşama tarzı nasılsa, düşünme tarzı da öyledir.
Bu demektir ki, toplumun gelişme tarihi, her şeyden önce, üretimin gelişme tarihi, yüzyıllar boyunca birbirini izleyen üretim biçimleri tarihi, üretim güçlerindeki ve insanların üretim ilişkilerindeki gelişmenin tarihidir.
Bu yüzden, sosyal gelişme tarihi, aynı zamanda, maddî değerleri üretenlerin, üretim süreci içinde temel güç olan ve toplumun varlığı için gerekli olan maddî değerlerin üretimini sürdüren emekçi yığınların tarihidir.
Bu yüzden, tarih bilimi, gerçek bir bilim olacaksa, artık sosyal gelişme tarihini kralların, generallerin davranışlarına, o devletteki "fatihlerin" ve "galiplerin" yaptıklarına indirgemekten kurtulmalı; bu bilim, her şeyden önce, maddî değerleri üretenlerin tarihi, emekçi yığınların tarihi, halkın tarihi olma yoluna girmelidir.