Evrimciler kemmiyet değişiminin ne olduğunu biliyorlar ama keyfiyet değişiminin ne olduğunu anlamıyorlar. Onu kemmiyet değişiminin bir sonucu sanıyorlar. Teorinin çıkmaz sokağı burasıdır. Zira keyfiyet değişimi müstakil bir değişimdir, kemmiyete bağlı değildir.
Evrimcilere göre insanı hayvandan ayıran hemen hemen hiçbir şey yok; beyninin biraz daha büyümüş, iskeletinin biraz daha dikleşmiş, ellerinin biraz daha hüner kazanmış olması dışında.. Bunlar da önemsiz, maymun resminin üstünde birkaç kalem oynatma ile kolayca elde ediliverecek farklardır. Bize göre ise bu resim aldatıcıdır: Hayvan, dışyüzden insana ne kadar benzerse benzesin, onun iç yüzünde öyle bir zaafı vardır ki, ebediyen kapanmaz.
Hayvanın sözkonusu zaafının tasviri, insanın tersinden tarifidir; hayvanın en gelişmiş halinde bile insanın içyüzüne eremeyişinin bir hikâyesi.. Hayvanın en gelişmiş hali; bugün her ne kadar yeryüzünde bir örneği yoksa da, öyle anlaşılıyor ki, insan dünyaya geldiğinde buradaydı: Homininlerin homo cinsine ve onun türlerine kadar bütün yönleri ile o, insan olamayışın bir ıztırabını yaşatır; ve belki de onu hayatın dışına iten bizzat bu ıztıraptır.
Demek ki yeryüzünde insanın macerası, insan ile hayvanın tam da sınır çizgisinde başlamıştır. Hayvan olmadığının şuuru ve bu şuurdan doğan insan olma ıztırabı; olamayışın ıztırabına karşılık, oluş ıztırabı.. Hayat -her iki yönüyle de, hem geriye hem ileriye doğru- bir ıztıraptır.