Gerçekten, İslâm dini kendine mahsus inançları, ahlâkiyatı, kendine mahsus sosyal ve siyasî esasları ile en doğru, en geniş ve en yaygın manâsıyla bir insanlık nizamıdır.
Allah lafzı mutlak bir doğru olup, inkârı ve nefyi mümkün değildir. ’Lâ ilahe’ ifadesi de mutlak mânâda bir nefiydir. Zira bir şeyin sükutu ve vücudu tasavvur edilmedikçe nefyedilemez.
Nitekim Lâ harfi, sübutu ve vücudu tasavvur edilebilen birşeyi nefyetmek için kullanılır. Yani bu, başka tanrıların mevcudiyeti mânâsında olmayıp; eşi ve benzeri, ortağı ve zıddı olmayan Allah’ın varlığını tekid ve tesbit için kullanılmıştır. Bunun aksini vehmeden kimse müşriktir.
‘Lâ ilahe illallah’, gerek İlahî sırların
ve gerekse O’nun varlığının üzerinde bulunan haricî tozları temizleyen bir süpürgedir. Bu süpürge, kalb arşını temizleyerek Cenab-ı Hakk’ın tecellisine mazhar, nazarına mahal olur. Bu itibarla Allah-u Teala Dâvûd (a.s)’a: “Ey Dâvûd! Bana bir ev temizle de orada kalayım. Gökler ve yer beni içine alamazken mümin kulumun
tertemiz kalbi beni içine aldı” buyurmuştur.
Tatar steplerinde uzun yollara düşmüş olanlar der ki: “İşlenmiş topraklara yeniden adım attığımızda medeniyetin çalkantısı, bulanıklığı ve kargaşası içimizi daraltıp bizi bunalttı; havası boğucuydu, öyle ki her an nefesimiz kesilecekmiş gibi hissettik.”