- “Eski fiziğin öncüleri kozmosun ilâhî planını keşfettiklerine inanıyordu; ilimleri ve dünya görüşleri tek ve aynıydı. Diğer bir ifâdeyle, ilimleri açık bir dogma, bir mitoloji oluşturuyordu. Bununla birlikte, kuantum fiziği özellikle böyle bir açıklığı sağlamada başarısız oldu. Kuantum fiziğinin ihtiva ettiği inkılâbın kesinlikle gündelik dünya görüşü üzerinde ve hatta onunla birlikte çalışanlar üzerinde bile bir etkisi yoktu. Copernik ve Newton dünyasının kâşiflerinden farklı olarak, bu insanlar, şuurun yeniden inşâını tecrübe etmiyorlar: "Ne kadar enteresan!" diyorlar ve evlerine yemeğe gidiyorlar!”
Kartezyen ve determinist (akliyeci ve muayyeniyetçi) bir kültür iklimi ve bunun kilise dogmalarıyla örtüşmesi şartlarına pek uygun düşen Copernik ve Newton fiziğinin kâinatı kesin kurallarla işleyen ilâhi bir makine tasavvuru içinde görmesi, bu mekanik tasavvur, terki gereken yeni idrak şartlarında âdeta ilâhîliğin dehlenmesi gibi takdim edilir oldu; dünyadaki her oluş ve buluşu kendine aplike ederken "ben merkezli" bir değerlendirmeyi bir de "mucit" kendisi imiş gibi sunan Batı için bu böyle.. Oysa, bugün -dün de olduğu gibi- İslâm'dan aldıklarını belirtmeyen veya bir nevi "materyalist mistik" nitelemesi içindeki Hind ve Çin mistisizmi üzerinden telaffuz eden, yahut doğrudan doğruya Hint ve Çin ve sair kültürlerin mitolojilerinden alan Batı, bunları "peşin fikir" olarak fizik planında tahlile tâbi tutarken, şöyle veya böyle "kök olarak" din ve dinden türemeleri mevzu etmektedir.
Şimdi ise doğrudan doğruya "Mutlak Hakikat", İslâm açısından bakalım; hani "ne kadar enteresan!" diye bir hayret edasından sonra yemeğe gidiyorlar ya.. Bu bizi, "hayret nedir ve niçin?" sualinin önüne getiriyor:
- “Mücerret mânâda "ilim", "bilme" demektir.. Bilmenin hakikati de feraset ve