İbrahim Alparslan

İbrahim Alparslan
@1basyuce_
Sancak yine salınsın o burçta, Devir putların çağın bir vuruşta! BD-İBDA
Daimî Talebe
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
20 okur puanı
Şubat 2025 tarihinde katıldı
AŞK, ŞİİR VE ŞAİR..
Coelho'nun hayatında "aşk" diye bir şeyi duymadığı belli. Hâlbuki Dante, bir âşıktı. Hem de, kelimenin şu mânâsında: “Aşk insana âlemde yolların bilgisini ve kahramanların sanatını verir; birincisinde ilim, ikincisinde amel..” Eğer aşk dediğiniz şey, size "yolların bilgisi"ni ve "kahramanların sanatı"nı vermiyorsa, aşka bir hayırhahlık edin de, ona "aşk" demeyin. "Alçaklardan alçaklığı", "korkaklardan korkaklığı" öğretmeyen hiçbir duyguya "aşk" dairesinde yer vermem ben. Tolstoy nasıl da tiksinirdi, karşısına çıkan sözümona "âşıklar"dan.. Narkissos, kendine âşıktır; oysa aşk, kelimenin tam anlamıyla "fena" bir duygudur. Hani simyacılar, değersiz madenleri bir potada eritip "saf altun"a ulaşmak dâvâsına, bütün bir ömürlerini vakfederler ya.. Turistik bir geziye çıkmazlar, Hamlet'in o meşhur yol ağzındadırlar daima: - Olmak ya da olmamak; işte bütün mesele! İlâhî Komedya, işte bu noktada başlar. Gerçek simya da, Coelho'nun yaptığı gibi, tam da başlayacağı yerde bitirilmez. Demek ki, "simyacı" diye bir eser kaleme alabilmek için, insanın her şeyden önce bir parça şair olması lâzım gelir! Bülbül, göğsünü dikeniyle kanatan güle bir ömür şarkı söylemelidir. Kumru, servinin boyunu seyrede ede ölmelidir. Pervâne, çevresinde dolaşa döne başı dönerek, kendini ateşe vurmalıdır.. Mevlânâ Hazretleri'nin Züleyhâ'dan şöyle bahsettiği rivayet edilir: “Her ne kadar isim etse telâffuz Gayesi maksudu sadece Yusuf!” Meseleyi bu şekilde anlayan için, bütün şairlerin, âlemde bir tek müşterek üstadı vardır: Allah Resulü.. Bütün insanlığın gaye noktasında bulunurken, kalbinde bir tek gaye, bir tek isim taşıyan, bir tek adam.. O'na nazar etmek ne haddimize, O'nu bize Büyük Doğu Mimarı tanıtıyor: -“Allah de ve sus!” Kainatta bundan güzel bir cümle olabilir mi arkadaşlar? Başınız
Sayfa 10 - AKADEMYA Kitaplığı·Kitabı okudu
Reklam
Einstein.. Dehâsı malûm.. Ne getirdiği de.. Bu büyük dehâ, yanında nisbeten hafif bir matematik meselesinden bahsedilirken, onu bilmediğini söyleyerek yanındakileri hayrete düşürüyor; bu da onun tevazuuna delil.. Bu hâdise de gösteriyor ki, gerçek ilim, ezbere bilgi değil, onun mayasıdır; bilmeyi biliştir.. Halkın aklı gözünde ya; Einstein misâlinden hikmeti anlaşılacağı üzere, İmâm-ı Âzam Hazretleri, kalabalık içinde ulemaya bilemeyeceği bir sorunun sorulmasını câiz görmemiştir.. İş apıştırma gayesine dönünce kolay: Hiç ilgisiz biri, 40 yıllık Anayasa Profesörü'ne, Japon anayasasının -meselâ!- 20. maddesini sorar ve ona üstün(!) çıkar!
Sayfa 8 - İBDA Yayınları
İnsanlık tarihi göstermiştir ki, bir vakitler doğru, iyi ve güzel görünen şey, zamanla yanlış, fena ve çirkin olabilir. Bugünün yanlışları, yarının gerçekleridir; bugünün iyileri de, yarının fenalıkları olacaktır.. Meseleyi böylece koyunca neticeyi de görüyoruz: — «Eğer zaman kalburundan geçince her şey fena, yanlış, çirkin oluyorsa, bu demektir ki, hiçbir vakit, gerçekten iyi, gerçekten doğru, gerçekten güzel olan bir şey yoktur.. O hâlde güzellik hükümlerinin bir mânâsı yoktur; hiçbir şey gerçek değildir, her şey kabildir.» — «Eğer, hiçbir şey yoksa ve her şey mantıken hiçliğe dönüyorsa, nasıl olur da, meselâ bizlerin varoluşu izah edilebilir?» — «Varlığımızı, başkalarınınkini ve kâinatınkini kabul edecek olursak, neticede hepsinin ebedi yaratıcısını, EN ÜSTÜN VARLIK'ı da kabul zorunda kalırız. Varlık fikrini tahlil ediniz; ne demektir varlık? Devam etmek, şuurlu olmak. Ama biliyorsunuz ki, her an, şahsiyetimiz maddî ve manevî olsun, değişiyor, geçiyor, başka şekle giriyor.. Biz, bir saat evvel olduğumuz kimse değiliz; biri doğdu, ihtiyarı öldü. Ve tamamen ortadan kaldırılana kadar, ki zamanın bitip tükenmez sonsuzluğuna göre pek yakındır, bu böyle sürüp gidecektir..» — «Nerede kaldı ki, gerçekten kendi kendimizi idrak ediyor muyuz?» — «Asla ve hiçbir şekilde.. Şuurumun şu andaki durumunu gözden geçirmek istediğim zaman, ona, dikkatimi üzerine çekmiş olmaktan gelen bir şeye, evvelce onda bulunmayan bir şey ilâve ediyorum; yani, şeklini değiştiriyorum, büsbütün bir başka hâle sokuyorum ve tanınmaz oluyor.. İSTİKBAL ise, henüz ortada yoktur, var değildir ve hesaba katamayız. Kısacası, tutmaya ve durdurmaya davrandığımız zaman HÂL ölüyor. İSTİKBAL daha gelmemiştir ve bu sebepten meçhul kalıyor. Netice şu oluyor ki, hiçbir vakit, bir dakika dahi olsun, düşüncemizin
Sayfa 169 - İBDA Yayınları·Kitabı okudu

İbrahim Alparslan

, bir kitap okudu
10/10
·296 syf.·
Beğendi
·
2025 6. kitabı
Salih Mirzabeyoğlu
9.2/10 · 90 okunma

İbrahim Alparslan

, bir kitap okudu
10/10
·240 syf.·
Beğendi
·
2025 5. kitabı
Salih Mirzabeyoğlu
9.7/10 · 53 okunma
Reklam