İnsanlık tarihi göstermiştir ki, bir vakitler doğru, iyi ve güzel görünen şey, zamanla yanlış, fena ve çirkin olabilir. Bugünün yanlışları, yarının gerçekleridir; bugünün iyileri de, yarının fenalıkları olacaktır.. Meseleyi böylece koyunca neticeyi de görüyoruz:
— «Eğer zaman kalburundan geçince her şey fena, yanlış, çirkin oluyorsa, bu demektir ki, hiçbir vakit, gerçekten iyi, gerçekten doğru, gerçekten güzel olan bir şey yoktur.. O hâlde güzellik hükümlerinin bir mânâsı yoktur; hiçbir şey gerçek değildir, her şey kabildir.»
— «Eğer, hiçbir şey yoksa ve her şey mantıken hiçliğe dönüyorsa, nasıl olur da, meselâ bizlerin varoluşu izah edilebilir?»
— «Varlığımızı, başkalarınınkini ve kâinatınkini kabul edecek olursak, neticede hepsinin ebedi yaratıcısını, EN ÜSTÜN VARLIK'ı da kabul zorunda kalırız. Varlık fikrini tahlil ediniz; ne demektir varlık? Devam etmek, şuurlu olmak. Ama biliyorsunuz ki, her an, şahsiyetimiz maddî ve manevî olsun, değişiyor, geçiyor, başka şekle giriyor.. Biz, bir saat evvel olduğumuz kimse değiliz; biri doğdu, ihtiyarı öldü. Ve tamamen ortadan kaldırılana kadar, ki zamanın bitip tükenmez sonsuzluğuna göre pek yakındır, bu böyle sürüp gidecektir..»
— «Nerede kaldı ki, gerçekten kendi kendimizi idrak ediyor muyuz?»
— «Asla ve hiçbir şekilde.. Şuurumun şu andaki durumunu gözden geçirmek istediğim zaman, ona, dikkatimi üzerine çekmiş olmaktan gelen bir şeye, evvelce onda bulunmayan bir şey ilâve ediyorum; yani, şeklini değiştiriyorum, büsbütün bir başka hâle sokuyorum ve tanınmaz oluyor.. İSTİKBAL ise, henüz ortada yoktur, var değildir ve hesaba katamayız. Kısacası, tutmaya ve durdurmaya davrandığımız zaman HÂL ölüyor. İSTİKBAL daha gelmemiştir ve bu sebepten meçhul kalıyor. Netice şu oluyor ki, hiçbir vakit, bir dakika dahi olsun, düşüncemizin