Salih Mirzabeyoğlu'nun 1986 yılında yayınlanan romanı...Hemen söyleyeyim, Tilki Günlüğü'ne benzemiyor, onun gibi "ilmî yönü baskın", "zor anlaşılır" veya "karışık" nitelemelerine mevzu değil... Son derece basit, günlük insan ilişkileri ve karakterleri üzerinde, heyecanla okunacak bir hikâye havası taşıyor.
Şunu da ilave edeyim: Bugüne kadar Batı klasiklerinin birçoğunu elden geçirmiş, yerli roman alanında da bir hayli dolaşmış, daha lise yıllarında ruhu Genç Werther'le, Pavel ile, Langais Düşesi ile alevlenmiş, yani roman âleminde epey bir fenni olan biri sıfatıyla belirtecek olursam, Gölgeler, çok farklı bir lezzet bırakıyor damakta, pek öyle kimselere benzemeyen çok hoş bir koku veriyor insanın kalbine...
Belki en büyük handikapı, Salih Mirzabeyoğlu gibi biri tarafından yazılmış olması... Meselâ onu Orhan Pamuk yazmış olsaydı -kendisini beğenmediğim için söylemiyorum bunu-, en az 50 dünya diline çevirilmiş olmakla kalmaz, bana kalırsa, aldığı Nobel'in de tanımlanmış gerekçesi olurdu. Veya ne bileyim, İslâmcı camiada daha az sivri siyasî iddiaları olan biri tarafından kaleme alınmış olsaydı, bugüne kadar 100 baskı rahat yapar, hatta satır satır ezberlenirdi çoktan...
Fakat Salih Mirzabeyoğlu'nun hikâyesi bu... Onun edebiyat hünerine aşina olanlar için sürpriz değil: Bir seçim günü, seçim sandığında görevli kimseler arasında başlıyor hikâye... Sonra onların ve onlarla ilişkide olan kimselerin hikâyesi olarak devam ediyor. Ressamlar, aktörler, iş adamları, bar kadınları, hayal gören genç kızlar, veremliler, teröristler, banka soyguncuları, kimlik arayışları, kadın erkek ilişkileri, reenkarnasyon, varoluşçuluk, sosyalizm, Büyük Doğu, hayatın kendisi, hayatın anlamı giriyor devreye...
Herbiri "uçarı", ressamların "hafif dokunuşlar" dediği tarzda ve herbiri içinde