Büyük kafalar toplumun şuuruna kök salan -adeta ananevileşmiş- kabul ve alışkanlıkları fikrin teşrih masasına yatırırlar, bu onlar için kaçınılmazdır.
İnsanların şu veya bu sözleriyle ne kastettiklerini ve gerekçelendirmelerinin sıhhatini sorgularlar.
Bu durumun tabiî neticelerinden biri ise, kendi fikir ve teklifleriyle fikir, ilim, sanat ve siyaset toprağına çıktıklarında, söz konusu kabul ve alışkanlıklarla tartışmaya alışmış olanlara genellikle "garip" ve "rahatsız edici" gelmeleridir.
Sosyal, siyasî şartlar ve insanda ifadelendikleri şekliyle kavramlar ve kategorik inşalar, yönelenin “tarih-zaman şuuru” ve “dil-varlık kavrayışı”ndan bağımsız değerlendirilemez. Dolayısıyla, düzen çapına geçme iddiasındaki dünya görüşlerini birbirinden ayıran ve her dünya görüşüne karakterini veren içtimaî-tarihî varlık alanını kavrayış tarzlarının farklılığı (insan, kâinat ve tarih muhasebeleri ayrılıkları), hadiseleri yorumlama, bütün ideolojik-politik çözümleme ve uygulama farklılıklarının da kaynağıdır.
Aslıyla “Tenkit Şuuru”na bağlanan bir hükümdür bu ve henüz herhangi bir fenomeni, fenomenler dizisini veya fenomenler arası ilgi ve ilişkiyi belirtirken kullanılan “içtimaî-toplumsal” kavramı da bu hükmün dışında değildir; yaklaşımlar adedince farklı “içtimaî-toplumsal” nitelendirmeleri..
Dünya çapında fikir mimarisinin ıstırap, çile ve zevk mekânına, -nitelik ve mevzu olarak- yine dünya çapında bir dokunuşla girilebilir. Nasibimizi kovalayacağız.