Üzüntü şeytandandır. Hele hele kronik üzüntüler. Mümkünse böyle bir psikolojiye girmemek, girmişsek hemen oradan çıkmak lazım.
Efendimiz’in (sallallahu aleyhi vesselam); “Allah’ım geçmiş için üzülmekten, gelecek için kaygılanmaktan Sana sığınıyorum.” dediğini unutmayalım.
Aslında nimetlerin eksikliğini düşünmemizin temelinde, alıştığımız nimetlerin gözümüzde önemsizleşmesi vardır. Mesela yürüyebiliyoruz, “Ne var bunda, yürüyebildiğimiz için de mi şükredeceğiz?” diyoruz.Sıradan bir şey, kalkarsın ve yürürsün. Özel çocukları olan annelerin yıllar süren tedavilerden ne umduklarını soranınız oldu mu hiç?
Dolayısıyla kim olduğunuz kadar kiminle olduğunuz da hayati bir öneme sahiptir. Yani “kimlik” kadar “kimlelik”, “mahiyet” kadar “maiyet” de önemlidir. Çünkü tuz gölüne düşen tuz olur.
Rabbimiz buyuruyor ki:
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.” (Tevbe,119)
Hira, aslında bir inziva değil bir hazırlıktı.
Allah Teâlâ Onu toplumsal kargaşanın dışına çekip kalbini arındırıyor; Onu vahyin ağırlığına hazır hâle getiriyordu. Çünkü “Biz sana ağır bir söz bırakacağız.” (Müzzemmil, 5)
Bu ağır sözü taşıyacak kalp, önce boşalmalıydı.