Kalabalık bir şehirde, dostları arasında, ailesinin içinde olduğu halde, İvan İlyiç son zamanlarda korkunç bir yalnızlık içinde, yüzünü kanepenin arkalığına çevirip sadece geçmişini düşünerek yaşıyordu. Bu yalnızlık ne denizlerin dibinde ne de yer altında bulunabilicek bir yalnızlıktı.
“İnsan yaşadığı yerlerde beraber bulunduğu insanlarla görünmez ince tellerle bağlanırmış; ayrılık vaktinde bu bağlar gerilmeye, kopan keman telleri gibi acı sesler çıkarmaya başlar, her birinin gönlümüzden kopup ayrılması, bir ayrı sızı uyandırırmış.”