Batı Avrupalıların gözlerinin önünde bir yarımkürenin dörtte biri değil, bütün bir yerküre uzanıyor ve geri kalan yedi çeyreği ele geçirmek için sabırsızlanıyolardı.
Özel mülkiyet ortak mülkiyete baskın geldiğinde ve miras çıkarlarıyla birlikte babalık hukuku ve tekeşlilik egemen olduğunda, evlenme artık iyice ekonomik kaygılara bağımlı hale geldi.Satın alma yoluyla evlilik ortadan kalktı, mesele giderek, yalnızca kadının değil, erkeğin de-kişisel özelliklerine göre değil, mülklerine göre bir fiyatının olduğu bir biçimde uygulanır oldu.
Üretim araçlarının ortak mülkiyete geçmesiyle birlikte, tek eşli aile toplumun ekonomik birimi olmaktan çıkar.Özel ev idaresi, toplumsal bir endüstriye dönüşür.Çocukların bakımı ve yetiştirilmesi kamusal bir mesele haline gelir; toplum, ister evlilik içi, ister evlilik dışı olsun bütün çocuklara eşit özen gösterir.Böylelikle bir kızın sevdiği erkeğe kendini hiç düşünmeden vermesini engelleyen, bugün en önemli toplumsal -ahlaki ve ekonomik- öğeyi oluşturan sonuçlardan duyulan kaygı ortadan kalkar.İşte bu, cinsel ilişkinin çekinmeden kurulması ve böylelikle bakireliğin namusluluk ve kadın olmanın ayıp olması konusunda daha ılımlı bir kamuoyunun ortaya çıkması için yeterli bir neden olmayacak mıdır?
Tekeşlilik, büyük zenginliklerin bir elde -ve daha doğrusu bir erkeğin elinde- toplanması ve bu servetin başka kimseye değil de bu erkeğin çocuklarına miras bırakılması gereksiniminden doğdu.