Ağlıyorsun ey insan! Ağlıyorsun ki insansın ve insansın ki ağlıyorsun. Lakin sen ağlayınca geçer sanıyorsun, gâfil! Oysa ağlayınca geçmez de anlayınca geçer. Anlamıyorsun.
Ve ben yalnızlı-ğımı seviyorum. Aslında hayatta en büyük saadet yalnız kala-bilenlerin saadeti... Asıl yalnızlık yalnız kalamamaktır belki de. Ve ben yalnızlığıma şükrediyorum.
İstanbul'da bir yerlerde, nerede olduğumu düşünmeden sa-bahtan beri yürüyorum. Sadece yüzlerine bakıyorum insanla-rın. Bakarken bile korkuyorum. İnsanlar hep acı veriyorlar bili-yorum. Belki de o yüzden hep kaçacak yerler arıyorum. Şimdi de yaptığım o. Kendimle konuşacağım bir yerlere gidip bu gürül-tüden ve kalabalıktan bir an da olsa uzak kalabilmek. Kendimi bir tenhaya, sessizliğe atabilmek...
Bulmak için aramak lazım diyorlar, aramak için de kaybettiğini bilmek. Ruhuna üflenen nefesi kendi içinde kaybetittiğini bilmeyen, kendi dışında neyi arasa ne bulacak sanki? Bulsa ne olacak? Hem sadece kaybettiğini aramaz ki insan, bazen de bulunca fark eder onun hep aradığı şey olduğunu.
Mütemâdiyen arıyoruz; huzuru, rahatı, mutluluğu, başa-rıyı, parayı, daha bilmem neyi ve neleri... Aradığımız şeyler bizimle beraber büyüyor, renkten renge giriyor, adı sanı başkalaşıyor, onları aradığımız yerler değişiyor ama içimizdeki arayış hevesi yoku mu, o hep çocuk kalıyor,