daha önce de belirtildiği üzere kitabın dili çok farklı ve ilk 30-40 sayfada bu farklılığa alışmak gerekiyor ancak sonrasında bırakmak istemeyeceğiniz hatta gündelik hayatta hiç güzel olmadığı halde kullanmak isteyeceğiniz bir dile dönüştüğünü "çakozluyorsunuz". siz yine de bu dili kullanmamaya özen gösterin.
"modern çağın kurbanı" olan alex aslında sadece kurbanlardan biri ve alex'in ağzından kendi hikayesini dinliyoruz. alex'in ve arkadaşlarının uyguladıkları ve neredeyse sansürsüz bir şekilde anlatılan şiddet önce alex'ten nefret etmenize yol açıyor. daha sonra ise yaşadıkları sebebiyle okuyanların bir kısmında, acıma duygusu eşliğinde alex'in sevilmesine yol açtığı söylense de, kitabın genel olarak anlatmak istediği eleştiriden bağımsız olarak alex'e bu sevgiyi duyamadım bir türlü.
şimdi gelelim kitabın içindeki hikaye ile anlatmak istediklerine, aslında yazarın kendisinden daha iyi bir tanım yapamam belki bu konuda, bu nedenle önce kendi düşüncelerimi yazsam da, sonuna anthony burgess'in tanımını eklemeyi daha uygun görüyorum...
ne diyor alex: "çocuk ya da hamile ya da hasta olmayan herkesin çalışmaya gitmesi gerekiyordu." böyle bir dünyada mıyız, evet. bir çoğumuz da otomatikleştirilmiş hayatlar yaşıyoruz, yıllarımız açısından bakıldığında durum çok daha vahim bir durumda, herkes bir yaş önce veya sonra aynı hayatı yaşıyor. 6-7 yaşında okula başla, 11-12 yaşında ortaokul, 14-15 yaşında lise, 18-19 yaşında üniversite, 22-23 yaşında (erkekler için) askerlik veya çalışma hayatına 24-25 yaşında başlamak, kadınlar için 27-28 evlenme için kritik yaş, erkekler için 30-35 evlenme araba almak için kritik yaş, 40'lı yaşlar ev için ideal yaş, 60-65 yaşına kadar çalış sonra emekli ol ve çalışabildiğin kadar başka bir işte çalış...
günlerimiz de neredeyse otomatik,