"Geçmişime, geleceğime, hayatımın bütün zamanlarına bakıyorum ve zamanın bir erozyon olduğunu düşünüyorum. Zaman üstümüzden geçiyor, bizi ve her şeyi incecik rendeliyor, her șeyi toza dönüştürüyor."
En sonda yazmam gerekeni en başta yazıyor olabilirim fakat umurumda değil: Her kitabını çok severek okuduğum Ayfer Tunç'un en sevdiğim kitabı oldu "Annemin Uyurgezer Geceleri".
Annesi ve anneannesi ile birlikte yaşayan Şehnaz, ömrünün son demlerinde bir tür "unutamama" hastalığına yakalanıyor ve bunun nedenini hikâyesini anlatarak açıklıyor bizlere. Üniversitedeki hocası ile tam otuz yıl süren, adına aşk dediği ve bir tür hastalık ve bağımlılık olduğunu geç anladığı yasak ilişkisini okuyarak giriyoruz hikâyenin içine. Aralarında sınıf farkı olduğunu düşündüğü evli olan hocası ile uzun yıllar dolu dizgin yaşadığı bu ilişkide hep kendinden ödün verip, kendini ezik hissettiği için, âşıklıktan köleliğe evriliyor statüsü bir nevi.
Aşk hayatı kendisini yeterince mutsuz etmiyormuş gibi bir gece annesinin uyurgezer olduğunu fark ederek, anlattıklarına d*hşet içinde tanık oluyor Şehnaz ve hikâyenin seyri işte bundan sonra değişiyor. Çünkü annesinin yeni keşfettiği bu durumundan dolayı, inanılmaz aile sırları dökülüyor üzerine. Geçmişiyle, ebeveyniyle, hatta üst kuşaktan atalarıyla ilgili doğru bildiği yanlışlar boca ediliyor üzerine. Ne ile baş edeceğini bilemez halde, hayatın kendisine üst üste attığı tokatlarla kalakalıyor genç kadın. Bir elinde netlik kazanan yeni gerçekler, diğer elinde öğrenemediği ve aslında öğrenmek de istemediği belirsizliklerle ne yapacağını bilemiyor...
Bir yanda bir narsistin elinde aşk kisvesi altında manipülatif darbelerle heba olan bir ömür, yitirilmiş özsaygı, çevreden maruz kalınan zehirli ok misali bakışlar; diğer yanda dört kuşak kadının