Kara bir gecede, kara bir kayanın üzerindeki kara karıncanın ayak sesini dahi gören ve işitendir Allah.
Bizler çoğu zaman zihnimizin içinde çıkamadığımızı zannederiz.
Oysa insanın en büyük savaşı, kendi zihninin içinde verdiği savaştır zaten.
Bazen düşüncelerimiz bizi kendi kafamızın içine hapseder.
Fakat Allah; el-Basîr’dir.
Allah; es-Semî’’dir.
Allah; göremediklerimizi gören, söyleyemediklerimizi bile işitendir; hatta sustuklarımızı bile duyar.
Zihin içinde savaş vermek, insan olmanın bir parçasıdır ve gayet normaldir.
En önemlisi şudur: Zihninde verdiği bu savaşı Allah ile paylaşan, feraha kavuşacaktır.
Gerçekten de kâinattaki düzen çok açık şekilde Allah’ın varlığını, kastını ve iradesini gösterir. Her yaratılmış varlık adeta bir dil gibi Allah’ın hikmetini ilan eder, her tür ve her varlık da işaret parmağını kaldırarak Allah’ın varlığına şahitlik eder.
Allah, Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.) âleme gönderdiğinde, gökler meleklerin nağmeleriyle, yeryüzü taşların ve ağaçların diliyle O’nu övdü; geçmiş, günümüz ve gelecek, O’nun hakikatini tasdik eden delillerle doldu. İnsanlık, âlimlerin ve hatiplerin aracılığıyla, Muhammed’in (s.a.v.) Allah’tan geldiğini ilan ederken, Kur’ân’ın mükemmel mesajı tüm kainata ulaştı. Böylece Peygamber’in varlığı, her zaman ve mekânda hem delil hem de rehber olarak parlamaya devam etti.