Herkese merhaba
Sizin en sevdiğiniz ‘Kırmızı Pazartesi’ sözü hangisi? Benimki ‘Kuşlarla ilgili tüm rüyalar hayırlıdır.’
İşleneceğini herkesin bildiği ancak engel olmak için kimsenin bir şey yapmadığı bir cinayetin öyküsü bu.
Alıntı: ‘O sabah, onu öldürecekleri gün Santiago Nasar, herseyde habersiz piskoposu karşılamak için sabah 05.30’da kalkmıştı.’
Kitap bu sarsıcı cümle ile başlıyor.Daha başından anlıyorsunuz başkarakterin öldürüleceğini.Yani başından belli sonunun ne olduğu.Peki o zaman neden bir solukta okutuyor bu kitap kendini? Madem kitabın sonunu biliyoruz neden hala içimizde heyecanlanarak okuyoruz bu kitabı? Cevabı basit ama çarpıcı. Çünkü daha ilk sayfadan aslında cinayetin tüm halk tarafından bilindiğini, istenilirse bu ölümün önüne geçilebileceğini seziyoruz. Bunu istiyoruz içten içe. Belki o insanlardan biri çıkar ve engel olur, engel olacak umuduyla okuyoruz kitabı. Ve tabi gerçekte yaşanmış bu olayın sonunun ne olacağını da merak ediyoruz. Yazarın çocukluğunu geçirdiğini kasabada yaşanan cinayete yıllar sonra tekrar dönerek ışık tutuşunu okuyoruz bir çırpıda.İnsanların nasıl kör sağır dilsiz olduklarına hep birlikte şaşırıyoruz.Üstelik kurgu değil gerçek!
İtiraf etmeliyim okurken mutsuz hissettiren kitaplardan Kırmızı Pazartesi. Ancak bırakmak istemiyorsunuz elinizden kitabı. Hem içiniz daralıyor okurken adamı öldürdü öldürecekler diye; hem de bir umut arıyorsunuz satırların arasından belki de kurtulacak diye. En çokta konu komşunun tavrından, ikiyüzlülüğünden nefret ediyorsunuz. Sizi gercekten etkisi altına alıyor. Köşelerden çıkıp ‘Hayır yapmayın öldürmeyin neden susuyorsunuz hepiniz aslında biliyorsunuz engel olabilirsiniz bu cinayete’ diye haykırmak istiyorsunuz.
Yine başladığı gibi çarpıcı bir cümle ile sona eriyor kitap.
Alıntı:
Herkese merhaba
Sizin en sevdiğiniz ‘Otomatik Portakal’ sözü hangisi? Benimki ‘Söyleyin bakalım ne yapacağız, ha?’
Alex yani baş kahramanımızın kitaba başlarken ki sözleri ‘Söyleyin bakalım ne yapacağız, ha?’Kitabın başından sonuna kadar bu cümleyi her okuduğunuzda içinizi bir ürperti kaplıyor.Çünkü devamında sizi vurdulu kırdılı, öldürmeli dövmeli, tacizli tecavüzlü satırlar bekliyor.Bazı bölümleri okumak istemiyorsunuz, içiniz acıyor ancak merakta ediyorsunuz neler olacağını, Alex ve arkadaşlarının ne kadar ileri gideceğini.Ve sonlarının ne olacağını…
Baştan sona kurgusu ile bizi etkisi altına almayı başarıyor.Evet bazı bölümleri okurken zorlanıyoruz, üzülüyoruz, çok kızıyoruz ama yine de elimizden bırakamıyoruz kitabı.
Islah Tedavisi…Toplum kurallarını hiçe sayan, ahlak yoksunu, doğru yanlış iyi kötü gibi kavramları bilmeyen Alex’in hapishaneden çıkış bileti..Onu iyi bir insan yapmak için bulunan yöntem.Ve sonunda Alex’in değişimi.
Ben konu-kurgu-sonuç olayını çok beğendim ancak yazarın mizahlı anlatımını daha çok sevdim diyebilirim. Bu durum bazılarımızın hoşuna gitmeyebilir elbette. Ama benim gerçekten karakterlerle bütünleştiğini düşündüğüm, kasıntı olmayan, bizim gibi gündelik konuşma havasında yazabilen, gerekli yerlede argo terimler kullanabilen yazarlara olan sevgim-saygım başkadır!
Kitabın bitiş cümlesi de harika ‘Ama siz kardeşlerim, arada sırada da olsa kulunuz Alex’i hatırlayın.Amen.Bok püsür.’
Peki sizin en sevdiğiniz ‘Otomatik Portakal’ sözü hangisi?