Umudun,
Özgürlüğün,
İnsan iradesinin gücünün,
Dostluğun ve sadakatin romanı..
Henri Charríere’nin gerçek hayat hikâyesine dayanan, otobiyografik romanı; Kelebek.
Kitap ismini, ana karakterin göğsündeki kelebek dövmesinin zamanla takma adı haline gelmesinden alıyor.
Henri’nin yani nam-ı diğer Kelebek’in söylediğine göre işlemediği bir cinayet yüzünden, yalancı şahitler ve adaletsiz hukukçular tarafından Fransa’nın en acımasız, insanlık dışı koşullarına sahip ceza kolonisinde müebbet kürek cezasına çarptırılıyor. Henüz 25 yaşındayken..
Kitapta, evli ve umutları olan bir genç olduğundan bahsediyor ama yaptığım araştırmalarda 20’li yaşlarda yasadışı suç örgütlerine katıldığı da söylenenler arasında..
Her neyse gelelim Kelebek’e.. Mahkumiyetinin ilk anlarından itibaren kaçmayı aklına koyacak, henüz genç ve yeni bir hayat kurabilecek yaştayken kaçabilme ve intikam alabilme arzusu mahkumiyeti boyunca ona gerekli motivasyonu sağlayacaktır.
Cezaevinde geçirdiği her anı kaçış planları yaparak geçiren Kelebek, defalarca yenilgiye uğrayacaktır.
Ağır çalışma koşulları, hastalık, açlık, gardiyan şiddeti, yıllarca kaldığı hücre cezaları bir an olsun kaçabileceğine dair inancını kaybettirmeyecektir.
Bunu ne kadar şans sayarsınız bilmiyorum ama bu mücadelesinde şansı, mahkumiyeti boyunca ona yardım edebilecek ve sadık kalabilecek dostlara rastlamış olmasıdır. En büyük destekçisi ise, Louis Dega’dır.
Kitabı okurken, Kelebek’in hiç yılmaması bir yerden sonra okura, kaçmayı başarabilecek mi, sorusunu değil, umudunu ne zaman kaybedecek, bu işten ne zaman vazgeçecek, ne zaman kaderine razı olacak, sorularını getiriyor.
13 yılın sonunda özgürlüğüne kavuşacağını bilmeme rağmen bir okur olarak zaman zaman ben bile umudumu kaybettim..
Umudunuzu kaybetmeden okuyabilir misiniz?