Hiçbir şey hayatı bağımlılık kadar acımasızca şekillendiremez.
Hiçbir şüpheye yer bırakmaz, karar vermene bile izin vermez. Tatmin, mevcut uyuşturucu miktarına bağlıdır. Bağımlılık dünyanı yönetir.
Yaşlandıkları zaman anne babalarımız için hayatı kolaylaştırmak adına, olduğumuzdan farklı görünme ve belki nihayet onlardan sevgi görebilme arzusu anlaşılabilir. Ancak kendimize karşı samimi ve dürüst olmak yönündeki ve bedenin de desteklediği asıl ihtiyacın tam tersidir bu. Bence bu ihtiyaç tatmin edilebildiği zaman, öz saygı da kendiliğinden gelecektir.
Başarılı bir terapinin hedefi, acı verici bağlılıktan kurtulmaktır, uzlaşma, barışma değil dir, zira bu fizyolojik değil, yalnızca ahlakçı bir taleptir.
Beden yalnızca kalpten oluşmaz, beynimiz de din ders lerinde saçmalıkların ve çelişkilerin boşaltıldığı bir hazne değildir. Beden, yaşadığı her şeyin hatırasını tamamıyla bünyesinde saklayan bir organizmadır. Bu gerçeğe sami miyetle inanan herkes şöyle der: Tanrı, benim gözümde çelişkili olan ve bana hayati zarar veren bir şeye inanmamı bekleyemez.
Duygularımızla yaşamayı ve onlarla savaşmamayı bir kez öğrendikten sonra, bedenlerimizde bir tehlikenin teza hürlerini değil, kişisel tarihimizin faydalı izlerini görürüz.