Bir2cümle

''Fırtına ya da başka bir tehlike olmasa bile bu böyledir: Engin suların bağrında kürek çekerken büyük bir mutluluk da duysanız, işinizle uğraştığınız sırada gün doğumu ya da gün batımının durgun sularda yansıması içinizi sevinçle de doldursa, eninde sonunda karaya dönmek gerektiğini bilirsiniz. İnsanoğlu sürekli suların ortasında yaşayamaz. Değişik bir yaşam bekler onu karada. Kara yaşantısı temelli, sular ise geçici olmuştur her zaman. İnsan sandalını çekeceği büyük bir kara bulamasa bile bir adaya sığınmak ister; çünkü orası sürekli yaşayacağı yerdir.''
Alıntı
Bir2cümle
Bazı insanlara sürekli suların ortasında yaşamak düşmüştür belki de.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Labirentler Aynasında Kendi ile Yüzleşebilmek
Puan vermedi·424 syf.··
2025 89. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 12 Kasım 2025 16:54
Elif Şafak'ın "Havva'nın Üç Kızı" romanı, modern bireyin en derin varoluşsal çatışmalarını, bir kadının içsel yolculuğu üzerinden anlatan edebi bir şaheserdir. Yazar, hikâyesini merkezine aldığı Peri karakterinin kişisel bunalımını, onun çevresinde ördüğü üç farklı kadın karakter ve bir erkek karakter aracılığıyla evrensel bir sorgulamaya dönüştürür. Roman, Doğu ile Batı, inanç ile akıl, gelenek ile modernite arasında sıkışmış insan ruhunun labirentlerinde, okuyucuyu felsefi ve duygusal bir yolculuğa çıkarır. Peri'nin çocukluğu, İstanbul'da, birbirine zıt iki kutbun gölgesinde şekillenir: dindar annesi ve seküler babası. Bu iki güçlü karakter arasındaki sessiz ve bazen de gürültülü çatışma, Peri'nin ruhunda onulmaz bir yarık açar. Tanrı fikri, ona hem annesinin şefkatli kucağını çağrıştıran bir sığınak, hem de babasının eleştirel bakışlarıyla kuşkuyla yaklaştığı bir muamma olarak görünür. Bu erken yaştaki ideolojik bölünme, onu ömür boyu sürecek bir kimlik ve anlam arayışına iter; ne tamamen inanabilen ne de büsbütün reddedebilen, daimi bir "arada"lık haline mahkûm eder. Peri'nin Oxford yılları, bu içsel hesaplaşmanın doruk noktasıdır. Burada karşılaştığı Felsefe Profesörü Azur, sadece bir akademisyen değil, aynı zamanda bir "ayna" ve bir "katalizör" işlevi görür. Azur'un Tanrı'nın varlığı ve yokluğu üzerine kurduğu sofistike ve sarsıcı argümanlar, Peri'nin zihninde yeni ufuklar açar. Ancak bu entelektüel çekim, zamanla kişisel ve duygusal bir boyut kazanır. Peri, Azur'da hem çocukluğunda kaybettiği otorite figürünü, hem de içindeki bastırılmış arzuların temsilcisini bulur. Bu ilişki, onun için bir aydınlanma ve aynı zamanda bir çözülme sürecinin başlangıcı olur. Romanın anlam katmanlarını zenginleştiren diğer iki kritik karakter, Peri'nin Oxford'daki arkadaşları
1000Kitap
Havva'nın Üç KızıElif Şafak · Doğan Kitap · 201619,1bin okunma
Bir2cümle
Sayenizde bu özetle biz de yaşamış olduk, kaleminize sağlık 👏🏻
Sevgili kadınlar bu doğru mu?
Kadınlar zaten bunu hep yapardı. Birlikte oldukları erkeğin kendilerinden bir alanda daha bilgisiz olduğunu anladıklarında, onu eleştirmek yerine, kendilerini didikler; onun ilerlemesini beklemek yerine, kendileri geri adım atardı. Zekalarını istenen düzeyi indirirlerdi ki gereksiz yere çatışma, çelişki, gerginlik yaşanmasın.
Sayfa 139·Kitabı okudu
Alıntı
Bir2cümle
Ben de şöyle katılmıyorum; birçok konuda çatışma, çelişki yaşanmaması adına çaba gösterir fakat bu asla geri adım atmak değildir. Ortak noktada buluşmak için verilen çaba ve gayret, zekalarını aşağı düzeye indirmek hiç değildir. Çünkü ilk cümlede anlaşılacağı üzere bu karşı tarafı küçümsemek, eleştirmek olur. Kadınlar bu bilinçle düşünmez.
8/10
·216 syf.··
2025 15. kitabı
Boşnak-alman asıllı Sasa Stanisic adlı yazarın kaleme aldığı, ismi kadar içerinin de ilginç olduğu bi eser. İlginç diyorum çünkü okuduğum en uzun isimli kitaptı. Kitap toplamda 12 kısa bölümden oluşuyor fakat kısa dediğime bakmayın çünkü okuduğunuz her cümlede ‘acaba burda ne demek istedi’ diyorsunuz. Her bölümde büyüleyici bir atmosfer yakalıyorsunuz. Bir yandan da yoğun ve katmanlı bir anlatımı olduğu için okurken biraz zorlanıyorsunuz. Bu yüzden kitabın incelemesini yapıp yapmamak arasında kaldım. Kitabın içeriğinden bahsedecek olursak, yazarın biyografisine göz attığımızda Boşnak bir annenin ve Sırp bir babanın oğlu olarak Bosna-Hersek’te dünyaya geldi ve Bosna savaşı sebebiyle ailesiyle birlikte kaçarak Almanya’ya kaçtı. Şimdi burdan ilerleyecek olursak yazarın biyografisini referans aldığımızda kitapta göçmenlik, aidiyet duygusu, yabancı olma duygusu gözümüze çarpıyor. Özellikle bazı bölümlerde bu duyguyu çok net hissediyorsunuz. Kitap hem duygusal hem de düşünsel olarak okuyucuyu içine çekiyor. Dili ve anlatımı bakımından da okuyucuyu kafa yormaya yönlendiriyor. Her bölümde sunulan seçeneklerde ‘şöyle olsaydı nasıl olurdu’ sorusuyla siz de kendinizi içinde buluyorsunuz. Kimi zaman da okuyucu için yoğun ve düşündürücü olabiliyor. Göçmenlik- kimlik sorunu, yerel ve evrensel boyutta yorucu olabiliyor. Yine bölümler arasındaki karakter farlılıkları; toplum meselelerinin farklı ritüel, sembol ve metaforlarla ifade edilmesi okuru zorlayan unsurlar bulundurması kitabı sıkıcılaştırabilir. Kitabın benim için eğlenceli fakat bazı okurlara göre zayıf yönü olabilir; hikaye anlatıcısının sürekli değişiyor olması. Bence hikayeyi daha diri ve okunabilir kılıyor fakat kimi okurlar hoşlanmayabilir çünkü metinler hem bireylersel bazen de kolektif bir dille
Koşar Okur isimli okura yanıt verildi
Bir2cümle
Bu kitaba da böyle bir yorum yakışırdı, ben de sizi tebrik ederim ☺️👏🏻