Bir2cümle

9/10
·198 syf.··
2025 19. kitabı
Adından da anlaşılacağı üzere şeytan yeryüzüne iniyor, insan kılığına giriyor ve günlük tutmaya başlıyor. Burada şeytan ana karakter ve anlatıcıdır. Mutlak kötü olmaktan ziyade, ayna tutan bi figürdür. İnsanın ikiyüzlülüğünü, ahlak anlayışını ve iyilik-kötülük çelişkisini eleştirir. Zaman zaman alaycı, zaman zaman sorgulayıcıdır. Aslında bu eserde karakterlerden çok fikirler ve felsefi sorgulama ön plandadır. Yorumlarıma gelecek olursak, şeytan sandığımız gibi kötülük saçan biri değil. İnsana gelince, kitap onları hiç affetmiyor. İnanç var, samimiyet yok; ahlak var ama işine geldiği kadar. Andreyev’in kitabında yaptığı şey tam da bu: şeytanı aklamak değil insanı ifşalamak. Şeytanın en rahatsız edici yanı yalan söylemiyor. Oysa insan öyle mi? Çıkarı uğruna nelerden vazgeçiyor, neleri hiçe sayıyor. Aslında bir bakıma şeytan burda bir ölçü aleti gibi. İnsanın gerçek yüzünü ortaya koyunca şok oluyorsunuz.İnsan, şeytana ihtiyaç duymayacak kadar kötüdür. Kitap hiç beklemediğiniz bir şekilde bitiyor. Sadece şunu söylemek istiyorum. Kitabın sonunda şunu hissediyorsunuz; şeytan kötüyüm diyor fakat insan kötülüğünü kutsuyor, onunla gurur duyuyor. Beni hüzünlendiren bir kitaptı. İnsanı hüzünlendiren şey, insanın kurtuluşuna dair bir kapı arayıp bulamamak. İnsanın acizliği ve zayıflığını iliklerinize kadar hissediyorsunuz. İnsanın omuzlarına ağır bir sessizlik ve çaresizlik çöktürüyor. Bence kitabın ana teması insan değişebilir ama istemez. Keyifli okumalar dilerim..
Şeytan'ın GünlüğüLeonid Andreyev · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254,819 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
8/10
·216 syf.··
2025 15. kitabı
Boşnak-alman asıllı Sasa Stanisic adlı yazarın kaleme aldığı, ismi kadar içerinin de ilginç olduğu bi eser. İlginç diyorum çünkü okuduğum en uzun isimli kitaptı. Kitap toplamda 12 kısa bölümden oluşuyor fakat kısa dediğime bakmayın çünkü okuduğunuz her cümlede ‘acaba burda ne demek istedi’ diyorsunuz. Her bölümde büyüleyici bir atmosfer yakalıyorsunuz. Bir yandan da yoğun ve katmanlı bir anlatımı olduğu için okurken biraz zorlanıyorsunuz. Bu yüzden kitabın incelemesini yapıp yapmamak arasında kaldım. Kitabın içeriğinden bahsedecek olursak, yazarın biyografisine göz attığımızda Boşnak bir annenin ve Sırp bir babanın oğlu olarak Bosna-Hersek’te dünyaya geldi ve Bosna savaşı sebebiyle ailesiyle birlikte kaçarak Almanya’ya kaçtı. Şimdi burdan ilerleyecek olursak yazarın biyografisini referans aldığımızda kitapta göçmenlik, aidiyet duygusu, yabancı olma duygusu gözümüze çarpıyor. Özellikle bazı bölümlerde bu duyguyu çok net hissediyorsunuz. Kitap hem duygusal hem de düşünsel olarak okuyucuyu içine çekiyor. Dili ve anlatımı bakımından da okuyucuyu kafa yormaya yönlendiriyor. Her bölümde sunulan seçeneklerde ‘şöyle olsaydı nasıl olurdu’ sorusuyla siz de kendinizi içinde buluyorsunuz. Kimi zaman da okuyucu için yoğun ve düşündürücü olabiliyor. Göçmenlik- kimlik sorunu, yerel ve evrensel boyutta yorucu olabiliyor. Yine bölümler arasındaki karakter farlılıkları; toplum meselelerinin farklı ritüel, sembol ve metaforlarla ifade edilmesi okuru zorlayan unsurlar bulundurması kitabı sıkıcılaştırabilir. Kitabın benim için eğlenceli fakat bazı okurlara göre zayıf yönü olabilir; hikaye anlatıcısının sürekli değişiyor olması. Bence hikayeyi daha diri ve okunabilir kılıyor fakat kimi okurlar hoşlanmayabilir çünkü metinler hem bireylersel bazen de kolektif bir dille
8/10
·311 syf.··
2025 14. kitabı
Mahmut Yesari ile tanışma kitabım olan Çulluk Türk edebiyatında ilk işçi romanı olarak kabul edilir. Yesari, bu kitabı yazabilmek için bir hafta tütün fabrikasında çalışmış, tütün işçilerinin sağlıksız çalışma ortamlarına ve kötü yaşam koşullarına tanık olmuştur. Roman, köyden İstanbul’a gelip tütün fabrikasında çalışmaya başlayan Murat’ın yaşadıklarını anlatır. İşçi sınıfının sorunları, Murat’ın kararsız aşk hikayeleri, İstanbul’un sosyal yaşamı gibi renkli konulara değinir. Aynı zamanda Murat’ın bir de İstanbul’dan önce ki bir hayatı vardır. Oradaki hayatı, aşkı, kavuşamamasının önündeki engeller, tütün kaçakçıları, köy-kent farklılığı gibi çatışmalar işlenmiştir. Roman temel olarak köyden kente göç eden insanların yaşadığı kimlik karmaşasını ve kimlik karmaşasını, Anadolu insanını içtenlikle ve sade bir dille işlemiş. Sade ama derin bir anlatım. Roman boyunca okurlara çok güçlü bir aşka şahit oluyoruz. Esma’nın kişiliği, Murat’ın aşkı öyle güzel işleniyor ki adeta kapılıyoruz bu büyüye. Fakat Esma’nın ani ölümü hikayenin akışını sarstığının düşünüyorum. Yazar belki de iz bırakmak için böyle zirvede bir duygusal bir kayıp yaşatmıştır. Roman böylece unutulmaz bir son olmasını sağlamıştır. Farklı bir son beklerdim. Kitap böyle bitmeseydi de, “Esma keşke yaşasaydı, hikaye başka türlü olsaydı” isterdim. Keyifli okumalar dilerim. :)
ÇullukMahmut Yesari · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025306 okunma
Puan vermedi·292 syf.··
2025 12. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 20 Temmuz 2025 16:37
Kitap, genç Karl Rossmann’ın Amerika’da başına gelen tuhaf olayları anlatır. Fakat Kafka Amerika’yı hiç görmemiştir. Dolayısıyla eser hayali bir Amerika tasviridir. Karl, hizmetçi bir kadını hamile bıraktığı için ailesi tarafından Amerika’ya gönderilir. Yolculuk sırasında ve gideceği yerde kendini yalnız ve çaresiz hisseder. Kitabın sonu bir sonuca bağlanmaz, burda Kafka tamamlanmamış bir son bırakarak okuyucuya diğer eserlerinden farklı olarak bir umut ışığı gösterir. Karakterin kendi seçimini yapmasını ister belki de. Ama bu umut net değildir. Yarım kalmasının sebebi belki de bir eksiklik değildir. Çünkü Kafka’ya göre yarım kalmak hayata dair bir gerçekliktir. İnsan tamamlanmaz, hikayeler de tamamlanmaz. Umarım herkesin hikayesi Kafka’nın bıraktığı gibi yarım kalmaz. Hayatlarınızın mutlu ve umutlu bitmesi dileğiyle..Keyifli okumalar.
AmerikaFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20173,495 okunma
Puan vermedi
Frances Hodgson Burnett İngiltere’de dünyaya gelen fakat birkaç sene sonra ailesiyle Amerika’ya yerleşen İngiliz-Amerikalı oyun yazarı. Çocuk kitabı yazarı olarak da nitelendirilir. Burnett’in Gizli Bahçe’si o dönemlerde tasvir edilen gelenekselleşmiş yetim çocuk imgesini başka bir noktaya taşır. Dönemin İngiltere’sinin sömürgeci politikasına, çocuk yetiştirme politikasına ve biçilmiş cinsiyet rollerine eleştirel yönüyle bir boyut kazanmıştır. Yazardan kısaca bahsetmek istedim çünkü tanışma kitabım oldu. Kitap hem doğanın hem de sevginin iyileştirici gücünü sade bir dille anlatır. Yalnızca bir bahçeyi değil, insanların iç dünyalarını da yeşerten bir kitaptır. Sevginin iyileştirici gücünden bahsetmek elbette romanın özüne yaklaşan en doğru yoldur. Çünkü bu hikayede asıl mesele ne bitkiler ne de başka bir şeydir. Sevgi, ilgi ve şefkattir. Mary adlı bir kız çocuğunun Hindistan’dan başlayıp İngiltere’ye kadar uzanan hikayesini konu edinir. Kitaptaki ana karakter olan Mary Lennox, şımarık bencil ve kimi zaman da şiddete meyillidir. Küçük yaşta annesini ve babasını kaybetmiştir ki ailesi de pek meraklı değildir. Ailesi koleradan öldükten sonra kızın vasisi olan bay Craven kahyasına verdiği emirle onu Londra’dan aldırır ve orada gizli bir bahçe keşfeder. Mary hiçbir zaman birinin küçük kızı olmamıştır. Uşakları, yiyeceği, giyeceği olmuştu ama kimse ona gerçekten önem vermemişti. Bunun nedeninin huysuz bir çocuk olduğunu bilmiyordu, ama tabi ki o zaman huysuz olduğunu da bilmiyordu. Sık sık öteki insanların huysuz olduğunu düşünürdü ama asıl kendisinin öyle olduğunun farkında değildi. Bay Craven’ın oğlu Colin, hasta bencil ve depresif bir çocuktur. Babası tarafından da ihmal edilen bir çocuktur. Mary sayesinde gizli bahçeyle tanışır. Önceki
1000Kitap
Gizli BahçeFrances Hodgson Burnett · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202111,7bin okunma