Gerçekten en sevmediğim hatta nefret ettiğim olaylardan biri de budur. Yazarın, kitabın sonunu “okuyucunun hayal gücüne” bırakması? Kitabın sonunu da biz yazacaksak senin işin ne? Bir kitaptaki en önemli şeylerden biri de o kitabın sonudur zaten. İyi bir son berbat bir kitabı mükemmel, kötü bir son harika bir kitabı berbat kılar (iyi ve kötü senaryonun işlenişi anlamında kitabın üzücü bitmesi kötü son değil). Ama bu kitabın bir sonu bile yok gerçekten çok komik. Ben neden zamanımı sonu olmayan -kitap demeye bile tenezzül etmiyorum kitapların sonu olur çünkü- sadece bir “yazı” için harcadım? Madem öyle kitabın üstüne başlığından bile büyük olacak bir biçimde yazın “bu kitabın bir sonu yok” “ben malım kitabın sonunu yazmadım” diye. Kitabı okuyacak kişinin bunu bilmesi gerekmez mi? Adam resmen kitabın sonuna yazcak bir şey bulamamış ve saçmalamak da istemediği için (kitabı okuyanlar anlayacak böyle bir kitaba nasıl iyi bir son yazılırdı muamma) bir son yazmamış. Eminim kitabı yazarken kendisi de ne son yazacağını bilmiyordu, baktı olmayacak bu iş kapattı gitti. Kitabın senaryosu ve kurgusu bu kadar iyi olmasaydı benim için 1 puanlık bir kitap ama çok beğendiğim sahneler oldu ondan dolayı sonu olmayan bir kitaba göre yüksek puan veriyorum. Sonu çok büyük hayal kırıklığıydı (olmaması).
Zavallı yaratıklar! Onları sevmek yanlış bir şey olabilir, ama acımak da çok az bir şey. Gün ışınlarını hiç görmemiş körlere, doğanın ezgilerini hiç işitmemiş sağırlara, ruhunun sesini hiçbir zaman duyuramamış dilsizlere acırsınız da utanç gibi yalancı bir bahane bulur, zavallı kadınları deliye döndüren, iyiyi göremeyecek, Tanrı’nın senini duyamayacak, aşkın ve inancın arı dilini konuşamayacak duruma getiren bu gönül körlüğüne, bu ruh sağırlığına, bu bilinç dilsizliğine acımak istemezsiniz.