"Hiçbir zevk gençlik zaferlerinin defterini dürüp yaşamın hayhuyunda kaybolduktan sonra o hazzı gündoğumunda, günbatımında bir sevinç şokuyla bulmaya denk olamaz."
Clarissa sadece bir defa Serpentine Gölü'ne 1 şilin atmış, bir daha da hiçbir şeyini atmamıştı. ... Fakat bir şey vardı, gerçek öneme sahip bir şey; etrafı boş lakırdıyla çevrili, tahrif edilmiş, silikleştirilmiş bir şey vardı hayatında; her gün yozluğun, yalanın, lakırdının içine atılıp bırakılan bir şey. O genç adam işte bunu muhafaza etmişti. Ölüm bir başkaldırıydı. Ölüm bir iletişim girişimiydi, her defasında kaçarak ulaşılmaz kalmayı esrarengiz biçimde başaran o merkeze erişimin imkânsızlığını, yakınlığın gitgide azaldığını, coşkunun solup gittiğini, insanın yapayalnız olduğunu hissedenlerin girişimi.
Bir şeyi milyonlarca defa yapmak onu zenginleştiriyordu, gerçi yüzeyini aşındırdığı da doğruydu. Geçmiş zenginleştiriyordu, deneyim de öyle, keza bir-iki insana değer vermiş, böylece gençlerin yoksun olduğu o gücü; kısa kesip atma, içinden geleni yapma, insanların ne diyeceğine zerrece kulak asmama, büyük umutlar beslemeden gelip geçme gücünü edinmiş olmak da öyle.