'Henüz tanışmamamıza rağmen,bütün akşam boyunca elimde olmadan seni düşündüm.Benim yalnızca bir düzine kadar ucuz,eskimiş karton ciltli kitabım vardı,onları her şeyden çok severdim ve hep yeniden okurdum.Ve şimdi bütün bu harika kitapların sahibi ve okuru olan,bu dillerin hepsini bilen,bunca zengin ve aynı zamanda da bunca bilgili biri acaba nasıl bir insandır,sorusu kafamı kurcalıyordu.İç dünyamda olağanüstü denilebilecek,derin bir saygı,bu kadar çok kitabın varlığı düşüncesiyle birleşmişti.'
'Ama öbürlerine,dünyada yaşayan herkese nasıl anlatmalı?Onlara bir diyeceğim var ama herbirinin kalbine nasıl gireyim de anlatayım? Ey gökyüzünde parlayan güneş,sen bütün küreyi dolaşıyorsun,onlara sen anlat! Ey yağmur bulutu,dünyanın üzerine sağnak sağnak boşal,her damlan bir konuşmacı olsun da,onlara sen anlat! Ey besleyici Toprak Ana,hepimizi bağrına basan sensin.Onlarla sen konuş Toprak Ana,insanlara sen anlat! -Hayır Tolganay,onlarla sen konuşmalısın.Sen kadınsın.Sen her şeyin üstündesin,daha bilgesin.Bir insansın sen!Onlara sen anlat!
'Bugün kendi kendime diyorum ki,eğer dünyadaki bütün insanlar,o gün bizim köyde olduğu gibi hep iyi şeyler düşünseydiler,çocuklarını,kardeşlerini,babalarını,eşlerini bizim kadar çok sevseydiler,belki savaş hiç başlamazdı.'