Şöyle bir sis bulutu kalkınca ortadan, toz duman da dağıldı mı insan daha iyi anlıyor her şeyi. Evet evet, anlıyorum. Çok daha iyi anlıyorum. 28 Haziran 2026
Hayata Dair
Günlükten Sızanlar ...
“Yanlış yerde, elinizden gelenin en iyisini yapsanız bile yeterli olmaz. Ama doğru yerde, sadece varlığınız bile kutlanır. Anlaşılmak için kendinizi tüketmediğiniz yere aitsiniz. İnsan değer gördüğü yerde güzelleşir, anlaşıldığı yerde çiçek açar. Işığınızı kıymet bilenler görmeli… “ "Kulağa küpe" niteliğinde güzel bir söz (günlükden) :)) (yeni üretim süreci icin ilham gezileri * tatil) 28.06.2026 / 17:30 / Chett ooo Fethiye <--> Berlin 👇 SİZ BU ETKİLEYİCİ ANLAŞILMA VE DEĞER GÖRME MATRİKSİNİN TAM OLARAK NERESİNDESİNİZ CANLAR? IŞIĞINIZI KIYMET BİLENLER Mİ GÖRÜYOR? YORUMLARDA KELİMESİZ VE NET FISILDAYIN, LET'S GO! 🦅⚡ #chettooo #music #ilhamgezileri #tatil #KagitlaraFısıldayanAdam #ColdCandor #Aforizma #GününSözü #Motivasyon #Inspiration #TravelGram #BeachVibes #Summer2026 #CreativeDirector #GlobalPR #Workcode2 #Mindfulness #Felsefe #AnlamlıSözler #DigitalDetox #YapayZekaSanatı #HollywoodStyle youtube.com/@chettooo
Duygu ve Düşünce
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bir sigara sardım. Yağmurun sesine ilişmek istiyorum. Yağan yağmur mu olmak istiyorum yoksa o yağmurun sesi mi? Neden yağmuru, yağmur sesinden ayırıyorum ki? Sessiz yağmurları yok mudur bu cihanın? Ve hep sesinden mi tanınır yağmurlar? Işık durgun ve dalgın. Yağmur sanki ışığı da uyutuyor...vaktin yağmura en açık olduğu anı bekliyorum. Şair mırıldanıyor "bu yağmur...bu yağmur...bu kıldan ince"... bir İstanbul yağmurunun şair dimağına saplanan bir yansımasıdır sanki bu. Orhan Veli öğretmiştir İstanbul'u gözleri kapalı dinlemenin sırrını. Belki bu cümle eksik olarak görülebilir dikkatli bir okuyucunun nazarında; zira öğreten belli ama öğretileni ifade etmekten imtina etmiştir bu cümlenin yazarı. Çünkü birçoğu "İstanbul'u dinliyorum gözleri kapalı" devrik cümlesini işitmiş ve hatta hayatında en az bir kere kullanmış olsa dahi, şiirin diğer mısralarında salınan sesleri ve kokuların varlığından haberdar değildir. 28.06.2026 1011121314151 İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı Önceden hafiften bir rüzgâr esiyor; Yavaş yavaş sallanıyor Yapraklar, ağaçlarda: Uzaklarda, çok uzaklarda Sucuların hiç durmayan çıngırakları İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı "İstanbul'u dinliyorum gözleri kapalı" parantezine alınmış mısraların titreşimlerini hissetmemek mümkün değil. Rüzgârın sesini işitebilirdik belki aradan bir asırlık perdeyi kaldırabilsek. Rüzgârın da bir sesi olduğunu ve bize seslendiğini hatırlayabilirdik. Yapraklardan, servilerden, dalgalardan...ağaçlarda yavaş yavaş sallanan yapraklar...zamanın təlaşına direnen rüzgarların ve yaprakların ruhu...uzaklara...çok uzaklara...bizi ulaştırabilecek bir sessizlik değil mi aciz ruhumunuz våbeste olduğu sır. Ve uzaklara ulaşabilmenin, uzaklarla uzlaşabilmenin, içimizde gezdirdiğimiz sanal mesafeleri aşabilmenin, mesafeleri
Cape Fear (2026)
İyilik yapmak, tek bir eylemden ibaret değildir. Vicdanımızı sınadığımız bir süreçtir....
ALLAH'IN "SEVİNMESİNİ" NASIL ANLAMALI?
"Azîz ve celîl olan Allah, "Ben, kulumun beni düşündüğü gibiyim; beni andığı (her) yerde, onunlayım (rahmet ve yardımım onunla beraberdir)!" buyurmuştur. Allah’a yemin ederim ki, Allah’ın, kulunun tövbe etmesinden dolayı duyduğu hoşnutluk, herhangi birinizin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğu zamanki sevincinden daha büyüktür.” (Nitekim Allah şöyle buyurmuştur): “Bana bir karış yaklaşana ben bir arşın yaklaşırım, bir arşın yaklaşana bir kulaç yaklaşırım. Bana yürüyerek gelene ben koşarak giderim.” (Buhârî, Tevhîd 15, 35, 55; Müslim, Tevbe 1, Zikir 2, 19) İnsan, Allah'ı "anlamanın" bir yoludur, ama "sınırlandırmanın" yolu değildir. Yâni, biz, üzerimizdeki sanatına bakarak Cenab-ı Mevlâ'yı anlamaya çalışabiliriz, fakat sınırlarımızı Ona taşıyamayız. "Teşbih" tefekkürün kapısıdır, eyvallah, fakat "tenzih" de tefekkürün yegâne sıhhatidir. Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerini düşünürken teşbih-tenzih arasındaki dengede kalabilmek, tefhim için lâzım geldiğinde dikkatle temsile-teşbihe, lâkin sapıtmamak içinse dâima takdîse-tenzîhe başvurmak elzemdir. (Tıpkı kullukta "havf-reca/korku-ümit" dengesini korumak gerektiği gibi. Fazla korku yeise düşürür. Fazla ümitse ucba...) Hem zâten şu teşbih; esmasını, sıfatlarını, şuunatını, "Ve lillahil meselül a'lâ!/En yüce mesel ve temsiller Allah'a âittir!" (Nahl sûresi, 60) sırrınca bir nebze kavramak içindir. Yoksa münezzeh-mukaddes Hüda'yı insanlaştırmak için, yüz bin hâşâ, değildir. Bediüzzaman Hazretleri de bu hakikatin altını şöyle çizer: **"Evet, bütün kâinatı bir saray, bir ev gibi muntazam idare eden ve yıldızları zerreler gibi hikmetli ve kolay çeviren ve gezdiren ve zerrâtı muntazam memurlar gibi istihdam eden Zât-ı Akdes-i İlâhînin şerîki, nazîri, zıddı, niddi olmadığı gibi, "Ona benzer hiçbir şey
Allah Sevgisi