Siz cümbüşü asıl Enderunlu Fazıl beye sorunuz. Kendisi eski Osmanlı kulağı kesiklerinden ki, feleğin çemberiden geçmiş, şeytanın yattığı yeri bilir, anasının donunu pazarda satar bir hergeledir. İşbu namussuz hicri bin yüzlerde,yaniya on ikinci yüzyılda, miladi, bizim yeni hesapla on sekizincide yaşamış olup,zamanının hızlı kulamparalarından!..."Lakin İstanbul'un karı işlerini de ballandıra ballandıra anlatıyor. Bir sürü nâmeleri var, biri de Zennanâme (Kadınlar Kitabı). Bunun bir oğlanı varmış, bir gün demiş ki, Fazılcığım,şahlevendim,cıvanım,bana öyle bir kitap yaz ki, hangi milletin kadını neyin nesidir bileyim. Fazıl'dır,yavrum ben kadından anlamam, benim işim seninle diyecek oluyor, oğlan ossaat ağlamaya koyuluyor ki elma gibi yanaklarından inci gibi gözyaşları akıta ve de Kulampara Fazıl'da hoşafın yağı kesile,içi eriye!
Alevi-Bektaşi'lerin ölçüsüz ve bilgisiz bazı kolları Hz. Ali ve çocuklarına (12 imam) 'Tanrılaşmaya' varan aşırı sevgi ve bağlılık gösterdiler. Bunlar, Safevi-İran emperyalizmi siyasetine de alet oldular. Fakat çok büyük kısmı makul olarak kendilerini Ali neslinden bildikleri için olan ve oğullarına kasdetmiş olan Muaviye ile Yezid'i can düşmanı bildiler. Bu yüzden islam tarihinin en acıklı sayfası olan Kerbelâ olayı, Bektaşi edebiyatının lirizm kaynağı ola geldi.