Senin o kocaman kocaman gözlerin yok mu
Nasıl duruyor boşluğunda arzuların anlamıyorum
Nasıl nasıl bakıyor bana
Böyle merhametten uzak
Git diyorsun
Nereye gideyim?
Ümitlerim ne olacak?
Bunca şiirleri kim söyleyecek sana?
Kim anlatacak dünyaya sığmayan güzelliğini?
Hayata dair ısrarcı olamamış olabilirim.
Pek istikrarlı da sayılmam.
Her şeyden çabuk sıkıldığım da doğrudur.
Tamam; bir de bir geç kalma huyum var.
Çabuk yorulmuşta olabilirim.
Bazen gıcıklaşabiliyorum haklısınız.
Sinirlenince sesimin tonunu kontrol edemiyor da olabilirim.
Son zamanlarda acayip duygusallaştığım da doğrudur.
Yoruluyor olabilirim.
Yalnız ağlıyor da olabilirim.
Sevdiklerimi de özlüyorum.
Gerçekten fazla açıklama yapmam, yanlış anlaşılma korkusundan olabilir.
Pişmanlıklarla dolu da olabilirim.
Kimseye güvenemediğimden, herkesle arama mesafe koymuş olabilirim.
Güçlü görünüyor olmam, her daim Allah’a sığındığım için olabilir.
Her şeye rağmen gülümseğim de doğrudur.
Ama neticede insanım işte.
Yaralarımı göstermiyor olmam, yaralı olmadığım anlamına gelmez!
”‘Tek başına mısın’ diye sorma bana
Bir başımayım
Etrafımda çokça yüz var
Ama aklımda bir ben,
Bir de susmayan sesler
Bir başımayım işte
‘Tek başına mısın’ diye sorma bana
Ruhumu sorarsan eğer, bir başına o da
Dolduramadığım bir boşluk var;
Sol tarafında anlarsın ya!
Sen gelsen yeter aslında
Anla beni, anlatayım sana..
Sana çirkin dediler, düşmanı oldum güzelin
Sana kâfir dediler, diş biledim Hakk’a bile
Topladın saçtığı altınları yüzlerce elin
Kahpelendin de garez bağladım ahlâka bile.
Sana çirkin demedim ben, kâfir demedim
Bence dinin gibi küfrün de mukaddesti senin
Yaşadın beş sene kalbimde, misafir demedim
Bu firar aklına nereden, ne zaman esti senin.
Zülfünün yay gibi kuvvetli çelik tellerine
Takılan gönlüm asırlarca peşinden gidecek.
Sen bir âhu gibi dağdan dağa kaçsan da yine
Seni aşkım canavarlar gibi takip edecek.
Attila İlhan