"Bir çocuk iki yaşındayken babası ölmüşse, onunla ilgili anıları varlığıyla değil, yokluğuyla ilgili oluyor. Yine de iki tane anı parçacığı kalmış bende. Birinde ben gece yarısı uyanmışım, sen koşup kucağına alıyorsun beni; diğerindeyse salonda hazırlanmış bir yatakta bitkin yatıyor ve sürekli öksürüyorsun. İkişer saniyelik iki hatıra. Anı niyetine kalan bir kaç kitap var yine de. Ve bir de almaya başladığın Meydan Larousse fasikülleri. Büyüyünce çok işime yarayacağını söylemişsin anneme. Senden sonra biz biriktirdik, 12 cilt oldular. Evde bıraktığın hüzün, senin nasıl biri olduğunu sormaktan alakoyduğu için beni ben de onları okudum ilkokula başlar başlamaz. Bergmanın Yedinci Mühürü, Goethenin Faust u, senin yüzünden yedi yaşımda girdiler hayatıma. Babamın resimlerine baktım hep. Şimdi benim boylarımda -aynı boydaymışız zaten- esmer, zayıf, güleç, zarif bir adam. Evde senden bahsedildiği ve ağlanıldığı zamanlarda, içeriye kaçtıysam da bir kulağım orada oldu hep. Mavi gömlekleri sevdiğini, günde iki kere traş olduğunu, inatçılığını, zekiliğini, nasıl tüm ailenin gözbebeği olduğunu öğrendim yan odadan. Ölümüne yakın bana ayakkabı almak için mağazaya girdiğinde, yürüyecek gücün olmadığından, nasıl bir koltuğa çöküp, tezgahtarlardan tüm çocuk ayakkabılarını ona getirmelerini rica edişini… Babam adımı koyarken de zorlanmış. Türk Dil Kurumuna gidip, günlerce isim aramışsın bana. ‘FAZLI TEOMAN’ . Hatta adım önce Alper’miş, nüfus cüzdanımı çıkarttıktan sonra Teoman ismini çok beğenip, değiştirmişsin ismimi. Büyüyünce öğrendim bazı detayları da. Azıcık kalan paranızla halam yemek almaya çalışırken, nolur sigara alalım deyişini, yatılı okuldan çıktığın cumartesi günleri gezmek yerine, yeğenini alıp Cerrahpaşa’da yatan Yahya Kemal Beyatlı’yı ziyaret edişini, Aşık Veysel ile