İsmet Paşa her zamanki vakur, ciddi duruşu ile istediğini yapmış, hakkını almış bir sükûnet ve soğukkanlılığıyla bekliyordu. Yüzündeki daimi aydınlık, gözlerinin her zamanki siyah ve zeki parlayışı bugün daha ziyade dikkate çarpıyordu. İsmet Paşa’nın refakatçileri, davetliler arasında ön sırada yer almışlardı. Türkiye başmurahhasının yanında Rıza Nur Bey, ciddi bir yüzle etrafa bakıyor, Hasan Bey, Mister Grew ile konuşuyor, Umumi Kâtip Mösyö Massigli’nin ortadaki masa üzerinde muahedeleri ve eklerin sıralamasına dikkat ediyor ve gözlerindeki tecessüs okunuyordu.
Bir tarafta Türkiye ve karşısında yedi devletin murahhasları… Başta İngiltere, yanında Fransa, onun yanında İtalya, arkalarında Japonya ve Japonya’nın yanında silinmiş gibi Yunanistan (Venizelos), Romanya, Belçika… Sağ tarafa bakılınca tek başına Türkiye, sol tarafa bakınca bütün dünya. İşte her şey elinden alındığı halde nihayet varlığı pahasına savaşan, kanını akıtan ve galip çıkan yeni Türk devleti ve işte onu mahvetmek için asırlardan beri uğraşan garp âlemi! Umumi harbin meşhur üçler itilafı ve ona takılı küçük itilaf manzumesi, Balkan devletleri… Fakat artık gülmüyorlardı. Artık mütehakkimane vaziyet almıyorlardı. Hatta hüzünlü, kederli görünüyorlardı.