Büyük siyaset adamları, büyük askerler, her askeri zaferin gerçek değeri olan ölçü ne ise, onu tayin etmekte ve onu almak için gayret sarf etmekte özel maharetleri olan insanlardır.
Bilmek lazım ki, ıstırar ve ihtiyaç zamanı gelen yardım, en yakın dostundan geldiği zaman bile bedava gelmez. Hal için ve ati için birtakım kayıtları da beraber taşır. Bunu bilmeyen adam bizde devlet mesuliyetini taşıyamaz.
Bu kadar büyük ihtiyaçlar var. Yabancı sermayeyi, borç almayı bir mali muamele olarak yapmak istiyorlar. Yağma yok. Bunu yapmayız. Şimdiye kadar imparatorlukla nasıl yapmışsak, bundan sonra da öyle yaparız. Bunlar imtiyazlarla, özel istifade bölgeleri ile aramızda kararlaştırılarak hallolunabilecek meselelerdir. Yoksa öyle sizin zannettiğiniz gibi bir mali muamele şeklinde, safiyane, parayı getirir size veririz, tabii bir kazanç muamelesidir, bir alışveriş işidir, o hudut dahilinde kalırız. İşte bunu yapmayız, diyorlardı.
Ve yapmadılar. Bunu yapmamak için de on beş sene uğraştılar. Demek ki, bu müddet içinde mali ve iktisadi bakımdan kendi kendimize yetmeye çalıştık, darlık içinde kalarak ihtiyaçlarımızı karşılayabilmek uğruna, harp meydanında kazanılmış olan kıymetleri bu uğurda heba etmedik. Bunların hepsinden tam bir kanaatle kurtulmuşuzdur.
İstanbul’da yaşayan, sıradan bir akademisyenin dünya düzenini kökten değiştirecek hikayesi. Felsefi sorgulamaların öne çıktığı kitapta, inanç, sistemler, iktidar ve insan doğası temaları işlenmiş. Dini ve mitolojik öğelerin karışımıyla dolu eserde düşünsel derinlik hakim. Kurgu oldukça ilgi çekici ve ilk sayfalardan okuyucuyu alıp düşünmeye sevkediyor. Günümüz Türkiye’si ve dünyasıyla benzeşik sistem yapılanmalarına dikkat çekmiyor değil. Beni en çok etkileyen ve altını çizdiğim, bu benzeşikliklerin yazar tarafından da çok doğru tespit edilmiş olması oldu. Film tadında sürükleyici kitabın okunmasını tavsiye ederim. Okuyucusu bol olsun.