Fatih'in Babası olan SULTAN 2. MURAD HAN'ı doğumunun 622. Yıl dönümünde Rahmetle anıyoruz.. 16 haziran 1404 - 3 şubat 1451
Gece vakti kitap okumak <3
“Sakin bulutların arasından görünen göğün maviliği şeffaf bir beyazla kirlenmiş.” Syf:79 Huzursuzluğun Kitabı 🌙
Alıntı
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
3 gün önce no clear mind amsterdam konserine gittim (hayatimda gittigim ilk konser). konser çıkışında yanlarına gittim, konuştuk biraz ağladım biraz siyaset yaptık dünyayı konuştuk.. bu hesabın da isim babalarıdır aynı zamanda (no clear mind nuclear isimli şarkıları).. bugün takip atmışlar 🥺 birkac gün yeryüzünün en havalı/mutlu insanı gibi hissedeceğim. oğlum Atinaya gidip kapınızı çalarım böyle şeyler yapmayın
update on my silly life
arkadasimin onerisiyle dusuncelerimden arinip rahatca uyumak icin 1 2 duble birseyler icmeyi dusundum son zamanlarda ara sira bira iciorum gazoz gibi geliyor bana hicbir etkisi olmuyor dedim bu sefer beylerbeyi rakisi alayim ikindi vakti markete gittim rafin onunde durdum 35lik 70lik diye baktim ulan bu kucucuk siselerden ne cikacak ki koca koca bira siselerinin yaninda cok zavalli duruyor mecburen 70lik aldım bir suru para gitti kasada eve geldim siseyi actim bir bardaga koydum birazda soguk su 3 5 yudumda agzim bogazim yandi icmeye devam edemedim yanlis is yaptigimi o vakit farkettim fark ettim fakat iş işten geçmiş ola bardağı lavaboya doktum yalan yok kalanini siseye geri koymayı düşünmedim degil ama olmuyomus öyle iyi en azından lavabo giderimi dezenfekte etmiştir.. sonra ne bok yedim diye kendi kendime düşündüm bi bir suru para ziyan oldu uykum da henuz gelmedi ustune bira acip ictim o da yetmedi televizyonu acip biraz gözlerim açık yattim ama aklim hala rakida kaldi bir daha denemem herhalde bu isi YTD
İnsanın kendi hiçliğini, evrendeki o küçücük yerini fark etmesi, aslında kaybolmak değil, tam aksine kendini bulma yolculuğunun ilk adımıdır. Bu farkındalık ilk bakışta karamsar veya yıkıcı gelse de, derinlemesine bakıldığında insanı özgürleştiren muazzam bir güce sahiptir. Bu "hiçlik" bilincinin insana kazandırdığı birkaç temel eşiği şöyle sıralayabiliriz: 1. Kibrin ve Egoların Sonu İnsan, dünyayı kendi etrafında dönen bir merkez sanma yanılgısına düşmeye çok müsaittir. Makamlar, mallar, unvanlar veya haklılık iddiaları bu yanılgıyı besler. Ancak koskoca bir kainatın içinde, zamanın ve mekânın boyutlarını düşündüğümüzde aldığımız tek bir nefesin bile ne kadar küçük bir nokta olduğunu anlamak, insanı o ağır ego yükünden kurtarır. Kibirsiz bir insan, toprağa yaklaşır; sadeleşir. 2. Gerçek Özgürlük ve Hafifleme Hiçliğini kabul eden insan, dünyanın yükünü tek başına sırtlanmaktan vazgeçer. Kusursuz olmak, her şeyi kontrol etmek veya herkese kendini kanıtlamak zorunda olmadığını anlar. Bu durum eylemsizlik veya tembellik doğurmaz; aksine, insanı hayata karşı daha cesur kılar. Kaybedecek "büyük bir iddiayı" bıraktığında, elindeki anı ve hayatı en samimi, en dürüst haliyle yaşamaya başlar. 3. "Hiçlik"ten "Hep ifadelere" Geçiş Geleneksel felsefede ve tasavvufta da bu kavram merkezi bir yer tutar. İnsan önce "hiç" olduğunu (kendi başına bir mutlaklığı olmadığını) idrak eder ki, içindeki o boş ego odasını boşaltabilsin. İçi boşalan bir kap ancak o zaman gerçek anlamla, adaletle, sevgiyle ve evrensel hakikatle dolabilir. Kendini "hiç" görebilen insan, bütünüyle bağ kurabilir ve ancak o zaman "hep" olabilir. "Gözünü açıp baktığında, her şeyin senin etrafında döndüğünü sanırsın. Ama başını kaldırıp göğe baktığında, o muazzam düzenin içinde ne kadar küçük bir imza olduğunu fark
1000Kitap
Bu, coğrafyamızın ve tarihimizin en derin, en can yakıcı tezatlarından biridir. Yüzyıllar boyunca taşa, ahşaba, sese, kelâma ve çizgiye ruh üfleyen; inşa ettiği her camide, her konakta, hatta her çeşmede estetiği, zarafeti ve inancı harmanlayan bir milletin, bugün kendi köklerindeki sanata yabancılaşmış, hatta ona mesafeli yaklaşır hale gelmiş olması büyük bir kültürel kırılmadır. Bu yabancılaşmanın arkasında birkaç temel sebep yatıyor: 1. Sanatın "Yabancı" Bir Kimliğe Büründürülmesi Tanzimat’tan bu yana elitist bir yaklaşımla, sanat sadece "Batılılaşmak" ve Batı'nın formlarını (opera, bale, heykel vs.) taklit etmek olarak sunuldu. Bu durum, toplumun geniş kesimlerinde sanatın kendi değerlerine, inancına ve kültürüne yönelik bir tehdit veya yabancı unsurların dayatması olduğu algısını yarattı. Toplum, tepki olarak sanata değil, aslında o "tepeden inmeci" yaklaşıma mesafe koydu. 2. Kendi Kadim Sanatlarımızın "Zanaat" Sanılarak Küçümsenmesi Mimariden hat sanatına, ebruya, ahşap ve taş işçiliğine kadar bu topraklara ait olan muazzam estetik miras, "çağdaşlık" adına uzun süre görmezden gelindi veya sadece birer "geleneksel el sanatı" muamelesi görerek arka plana itildi. Kendi öz sanatını küçümseyen, başkasınınkine de tam eklemlenemeyen bir nesil yetiştirildi. 3. Popüler Kültürün ve Tüketim Çılgınlığının İstilası Vahşi Batı kültürünün getirdiği "hızlı tüketim" ve "tek tipleşme", insanın ruhunu besleyen derinlikli sanat anlayışını yok etti. Sanat, yerini ticari bir metaya ve popüler eğlence kültürüne bıraktı. Derinlik, zarafet ve sabır isteyen zanaat ve sanat dalları, bu sürat çağında hak ettiği değeri göremedi. Özümüze Dönmek Mümkün mü? Bir milleti sanatkâr kılan ruh, onun hafızasında saklıdır. Bu düşmanlığı ya da yabancılaşmayı kırmanın yolu yine kendi özümüzdedir: Estetik
1000Kitap