Genç insanların bu eğitimsel ritüele zorla katılıp ne öğreneceklerini ayrıntılı şekilde ele almadan önce sınavlar ve sınava girmek konularındaki toplumdaki yaygın bazı mitlerden kurtulmak faydalı olabilir. Bu mitlerin bazıları şunlardır:
1. “Sınavlar eğitimin zorunlu bir parçasıdır”. Eğitim, şu ya da bu türde, insan toplumları içerisinde her zaman var olmuştur. Fakat sınavlar için aynı durum söz konusu değildir. Sık sık sınav yapma pratiği esasında oldukça yeni bir icattır ve dünyada halen görece nadiren uygulanmaktadır.
2- “Sınavlar tarafsızdır”. Saygın bir psikolog olan Henry Goddard, 1912’de kendi deyimiyle “kültür içermeyen” zeka testlerini Ellis Adası’ndaki yeni göçmenlere uygulamış Yahudilerin %83’ünün, Macarların %80’inin, İtalyanların %79’unun ve Rusların da %87’sinin geri zekalı olduğunu bulmuştu; ve ona göre “geri zekalılar en azından potansiyel suçlulardı”. O zamandan bu zamana zeka testleri, biraz daha iyi bir konuma geldi, fakat test yapma sürecinin özellikleri, testi oluşturan kişilerin tutumları ve çok farklı arkaplanlardan gelip de testi alan insanların çeşitliliği düşünüldüğünde ciddi yanlılıklar içermeyen bir test üretmek imkânsızdır.
3- “Sınavlar tarafsız bir şekilde notlandırılmaktadır”. Daniel Stark ve Edward Elliot 200 lise öğretmenine notlandırmaları için İngilizce alanında yazılmış iki ödev gönderirler. 142 ödev notlandırılmış olarak kendilerine geri döner. Ödevlerden birisine verilen notlar 50’den 99’a diğerinde ise 64’ten 99’a kadar değişmektedir. İngilizcenin “nesnel” bir konu olmadığını söyleyebilirsiniz. Fakat aynı şeyi matematik alanında yazılmış ödevler için yaptıklarında da notlar bu kez 28 ile 95 aralığında değişmektedir. Her ne kadar her iki durumda da çoğu not ortalarda bir yerde seyretse de, bu durum verilen notun önemli bir
Eliezer Ben-Yehuda’nın hayat hikayesine yakından bakıldığında, onun İbraniceyi diriltmek için başlattığı seferberliğin üç temel prensibe dayandığı görülür:
1. Tarih huzurunda kendine bir ödev vermek ve hayatını buna adamak,
2. Dış şartların olumsuzluğundan hiç yılmadan, işine odaklanmak
3. Gayretle ve dava şuuruyla, gece gündüz çalışmak.
Eliezer Ben-Yehuda'nın hayat hikâyesine yakından bakıldığında, onun İbraniceyi diriltmek için başlattığı seferberliğin üç temel prensibe dayandığı görülür:
1. Tarih huzurunda kendine bir ödev vermek ve hayatını buna adamak,
2. Dış şartların olumsuzluğundan hiç yılmadan, işine odaklanmak,
3. Gayretle ve dava şuuruyla, gece gündüz çalışmak.
"Eliezer Ben-Yehuda'nın hayat hikâyesine yakından bakıldığında, onun İbraniceyi diriltmek için başlattığı seferberliğin üç temel prensibe dayandığı görülür:
1. Tarih huzurunda kendine bir ödev vermek ve hayatını buna adamak,
2. Dış şartların olumsuzluğundan hiç yılmadan, işine odaklanmak
3. Gayretle ve dava şuuruyla, gece gündüz çalışmak.
Bu üç prensip, aslında kalıcı ve yarınları şekillendirici işler ortaya koymanın da püf noktalarını ele verir."