#30AĞUSTOSZAFERBAYRAMIKUTLUOLSUN
AYAKTA ALKIŞLANACAK OLAN BU YAZI CUMHURIYETİ SAVUNAN TÜM ATATÜRKÇÜ KADINLARA GITSIN ! 🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷 Ben Cumhuriyet'le açtım Gözlerimi.Cumhuriyetle büyüdüm, yoğruldum.Atatürkün verdiği haklarla eğitildim, değer gördüm yeniden.Kara çarşafla iki adım geriden yürütülen benliğimi " haklarımla" yeniden buldum.Özgür irademle Seçtim , seçildim. Sınıfa, tarlaya, sokağa, üniversiteye ben gittim. Ahmet'le, Mehmet'le aynı EMEĞI Döktüm. Üstelik karnımdaki ve elimdeki bebeyle ! Ben cumhuriyet kadınıyım.Mücadele damarlarımda var. " Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım" diyenleri, Çanakkale geçilmez" i tarihe yazanları doğuran benim. Kağnımla cepheye mermi taşıyan Elifim, Kara Fatmayım.Ben 9 Eylül'de kırmızı masa örtümden bayrak diken Ayşeyim ! Ben, cephe gerisinde yemek yapan,yaşlıya, gaziye, hastaya bakan en güçlü değerim.! Ben cumhuriyet kadınıyım . Yeri gelir eteğimi giyer, salınırım salonlarda. yeri gelir yumruk sallarım meydanlarda .! Ben fikrim, Düşünceyim.Cinsiyetimi bacakarasında arayanlara inat, ADAM GIBI KADINIM ! Ben cumhuriyet kadınıyım. "Cumhuriyeti biz kurduk , onu yaşatacak olan sizlersiniz" diyen Atatürk'ün genciyim. Yeni neslin en büyük MIMARI BAŞÖĞRETMEN ATATÜRK'ÜN ÖĞRETMENIYIM .! 🇹🇷🇹🇷🇹🇷 Bu duygularla, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutluyor, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmet ve şükranla, gazilerimizi de minnet ve saygıyla anıyorum.. #30AĞUSTOSZAFERBAYRAMIKUTLUOLSUN
Şairin İntiharı
Bir süredir masamın üstünde tek sayfa bir mektup duruyor. “Şuna bir göz at” diye elime tutuşturulmuş bir mektup… 13 Eylül 2002 tarihli… Düzgün bir el yazısıyla yazılmış. En üstte büyük harflerle “Aslında bütün mesele neydi?” yazıyor: “Hani, ‘Hayatın neresinden dönülse kardır’ dizesi var ya Nilgün’ün, canım benim, ben yaşamın neresinden döneceğimi çoktan belirlemiştim. Nilgün Marmara’nın 29 yaşında, S. Plath’in şubat ayında intihar etmesi, benim de 29. yaşımın 29 şubatında intihar etmemi gerektirmezdi. Ama madem ki yaşamda kalmaya kendimi ikna edemiyordum, o zaman bir tarih belirlemeliydim ve 29. yaşımın 29 şubatını seçtim. Bu yüzden ‘Şubatta Saklambaç’a bir yığın başka sırla birlikte intihar edeceğim tarihi de gizlemiştim. Ne var ki, kitabımı bir türlü bastıramadım (o kitabı görmeden ölmek bana nasıl acı veriyor bilemezsiniz). Ama şimdi…” İlk okuyuşumda burada durdum. Devam etmeye korktum. Sonra merakım yendi korkumu… Okudum: *** “Ama şimdi yaşamımın bu ayrım noktasında hiçbir yerde huzur bulamadığıma göre bu tarihi bekleyecek gücüm de kalmadı. Hem Zebercet de belirlediği tarihten önce intihar etmemiş miydi? (Kimbilir belki kendimle barışabilseydim…) Yerleşik Yabancı’ydım her yere Metin Abi… Sen yanarak öldün ve ben ne yangınlar geçirdim sana ulaşabilmek için. Daha ne kadar dayanabilirdim, herkesin bir başkasının acısı pahasına mutlu olduğu yaşama? Tüm arkadaşlarımı ve sevgilim Meral’i çok seviyorum. Beni affedin.” ***
Makale
Reklam
Albert Einstein’in Türkiye Cumhuriyetine Yazdığı Mektup`un Hikayesi
İnternette veya sosyal platformlarda “Einstein`in Atatürk`e yazdığı mektup”olarak anlatılır.Aslında Einstein o mektubu Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’e değil, Başbakanlığa yazmıştı ve o tarihte başbakan da İsmet Paşa’ydı. Hatta mektup Atatürk’e yazılmadığı gibi, yazan kişi de Einstein değildi. Sadece imzası vardı altında. 1933 yılında Weimar Cumhuriyeti ile onun çöküşüyle doğan Almanya’nın ikinci Cumhurbaşkanı olan Paul von Hindenburg, baskı altında çok yanlış bir karara zorlanarak “nasyonel sosyalist” olduğu iddiasında olan Nazi Partisi’nin lideri Adolf Hitler’i Cumhuriyet Şansölyesi olarak atadı. Zaten Yahudi düşmanlığının tırmanışta olduğu dönemde, Naziler’in yükselişe geçmesi ve “Stoßtruppen” (fırtına birlikleri) isimli askerlerle Yahudi avına çıkmaya başlamalarıyla birlikte Yahudiler Almanya’dan kaçmaya çalıştılar. İşte bu dönemde Sami M. Günzberg isimli Yahudi-Türk bir diş hekimi, Paris Yahudi Popülasyonunu Koruma Birliği (OSE) Ulusal Konferansı’na katıldığı sırada onur konuğu olan Albert Einstein ile tanıştı. Dr.Günzberg, Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerinin dişçisi olarak görev yapıyordu. Ancak Dr. Günzberg’in geçmişinde sadece Atatürk’ü tedavi etmek yoktu. Sultan 2. Abdülhamit ve Vahdettin’in de dişlerini tedavi etmişti. Tabii ki Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü sonrasında Günzberg, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir doktoru haline gelmişti. Atatürk’ün dişlerini tedavi etmekle kalmamış, aynı zamanda Dolmabahçe Sarayı’nda kendisine bir diş koltuğu ayarlanmıştır. Günzberg, ayrıca İsmet İnönü ve Celal Bayar’ın dişlerini de tedavi etmiştir. Bir araya gelen Günzberg ve Einstein, sohbetleri sırasında Nazi Almanyası’nın Yahudiler üzerindeki artan baskısından ötürü Yahudi bilim insanlarının kaçacak ülkeler aradığı üzerine sohbet ederken, Türkiye’nin böyle bir sığınak için
Bir süredir masamın üstünde tek sayfa bir mektup duruyor. "Şuna bir göz at" diye elime tutuşturulmuş bir mektup... 13 Eylül 2002 tarihli... Düzgün bir el yazısıyla yazılmış. En üstte büyük harflerle "Aslında bütün mesele neydi?" yazıyor: "Hani, ‘Hayatın neresinden dönülse kardır’ dizesi var ya Nilgün’ün, canım benim, ben yaşamın neresinden döneceğimi çoktan belirlemiştim. Nilgün Marmara’nın 29 yaşında, S. Plath’in şubat ayında intihar etmesi, benim de 29. yaşımın 29 şubatında intihar etmemi gerektirmezdi. Ama madem ki yaşamda kalmaya kendimi ikna edemiyordum, o zaman bir tarih belirlemeliydim ve 29. yaşımın 29 şubatını seçtim. Bu yüzden ‘Şubatta Saklambaç’a bir yığın başka sırla birlikte intihar edeceğim tarihi de gizlemiştim. Ne var ki, kitabımı bir türlü bastıramadım (o kitabı görmeden ölmek bana nasıl acı veriyor bilemezsiniz). Ama şimdi..." İlk okuyuşumda burada durdum. Devam etmeye korktum. Sonra merakım yendi korkumu... Okudum: *** "Ama şimdi yaşamımın bu ayrım noktasında hiçbir yerde huzur bulamadığıma göre bu tarihi bekleyecek gücüm de kalmadı. Hem Zebercet de belirlediği tarihten önce intihar etmemiş miydi? (Kimbilir belki kendimle barışabilseydim...) Yerleşik Yabancı’ydım her yere Metin Abi... Sen yanarak öldün ve ben ne yangınlar geçirdim sana ulaşabilmek için. Daha ne kadar dayanabilirdim, herkesin bir başkasının acısı pahasına mutlu olduğu yaşama? Tüm arkadaşlarımı ve sevgilim Meral’i çok seviyorum. Beni affedin." *** Mektubu ileten arkadaştan öğrendim sonrasını... "Şair - yazar - akademisyen Zafer Ekin Karabay o mektubu yazdığı gün, Eskişehir’de intihar etti." Neden peki? "Aslında bütün mesele neydi?" "Şiir hem yitiş, hem kurtuluştur" diyen bir şair, niye