Portekizli yazardan okuduğum ilk kitabın ilk sayfaları işte bu aradığım kitap, dedirtti ama bu heyecan pek fazla uzun sürmedi, sanki birer yemekti benim için bu kitap. Evet, aynen öyle, belki de ekşi hafif bir tatlı. Başlarda görünüşü ve damağa gelen ilk tadın hazzı bambaşka oluyor lokmaların devamı nedense o ilk deneyimdeki hissiyatı bozuyor daha iyisi yeniden inşa ediyor, bu okuduğum çoğu kitaptaki genel süreç: İnşa edilen ve edilmekte olan yapı ilk satırların ve sayfaların gölgesine bütünüyle özellikle de ortalarına doğru sığınmakla yetiniyor, onu aşamıyor. Ben şimdi bunun nedenini arıyorum, bu kitap bana bu konuda ciddi anlamda destek verdi, okurken fark etmemi sağladı üstelik okuma süreçlerinde ki bu deneyimi aktarmadan ki ben kendisi üzerinden deney yapmış bulunmaktayım. İlk başlarda işte aradığım tarz bu dedirtirken yavaş yavaş kendini soldurması tamamen olağan! İnsan her şeye alışır____haklılar, ben sıkıldım o kadar. Gerçi biraz da karakterin görüşleri etkili oldu, bu görüşler yer yer tekrara düştü, yer yer huzur dahi verdi! Eh, tabi huzursuzluğun kitabında huzur bulunca o kısa soluk alınan satır da bunalttı insanı.
Kitabın kendisine döneyim yazarın hayali olarak oluşturduğu yazarlarından birinin bilinç akışı aforizmaları deyip geçmeden gerçi aforizmadan çok kısa hikayesiz anekdot. Konu belli zaten, yaşamak! Ah, hayır, öyle değil! Bildiğimiz yaşamak değil. Uyuyan Adam'ı, Yer Altından Notları hatırlatıyor şayet uyuyanın sersemliği, yer altındakinin keskin virajlarını göz ardı edersek zira karakter eminsiz vücuda anlam yüklü kumaştan pelerin seriyor, uçmak için değil, yazar kendini izlemek istiyor olabilir ancak ben her cümleyi dikkatle irdelemek isteyebileceğim kadar oyuncu rolünü giremeyeceğim. Dedim ya yemek bu, belki de soğudu artık.