Bu defa da şöyle bir yerden başlayayım: Mürşidim 4. Söz'ünde "t"akvâyı bir "yol kısaltıcı" olarak anıyor. Hattâ, öyle ki, bin senelik mesafeyi bir günde aldırabiliyor bu kısaltıcı. Şaşırma. Şiddetine göre daha fazlasını da başarabiliyor. Işık bile yanında yavaş kalıyor yâni. Tabii, altını çizmemiz lazım, evvelemirde kastedilen mahşer gününde yaşanacaklardır. O gün hakikaten insanların Cenâb-ı Hak yanındaki kıymetleri yolculuklarına etkide/katkıda bulunacaktır. Zorlaştıracak veya kolaylaştıracaktır. Ancak, bu fırsatla ben, daha bu dünyada takvânın "hızlı mesafe aldırıcılığı"na dokunmak istiyorum. Mahşerde yaşanacakların bu hayattaki izdüşümünü aramak arzuluyorum. Fakat öncesinde bidâyetimiz yaptığımız metni de bir parça alıntılayalım:
"O seyahat ise kabre, haşre, ebede gidecek beşer yolculuğudur. Amele göre, takvâ kuvvetine göre, o uzun yolu mütefâvit derecede kat' ederler. Bir kısım ehl-i takvâ berk gibi bin senelik yolu bir günde keser. Bir kısmı da hayal gibi elli bin senelik bir mesafeyi bir günde kat' eder. Kur'ân-ı Azîmüşşan şu hakikate iki âyetiyle işaret eder." Zaten genel anlamda evrelerin birbirine bakar yönleri olduğunu düşünmekteyim. Yâni bu dünyadaki hayatımızla kabirde yaşayacaklarımız veya mahşer gününde hissedeceklerimiz birbirine bakar açılar içeriyor. "Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz..." gibi ihtarlardan tutunuz tâ "Kabir âhiret menzillerinden ilk menzildir. Eğer kişi ondan kurtulursa artık ondan sonrası daha da kolay olur. Eğer ondan kurtulmazsa ondan sonrası daha da sıkıntılı olur..." nev'inden rivâyetlere kadar bize öğretilen mezkûr evrelerin bir birisiyle ilgisidir.
Hattâ yine mürşidimin "kâfirin kalbindeki küfür cehennemi"yle hakiki cehennem arasında kurduğu tohum-meyve