• 381 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Üç ciltlik serinin ilk kitabı Yaratılış. Kıtanın keşfinden başlıyor ve 1700'lü yıllara dek kısa anekdotlarla tarihini anlatıyor. Deneme türünde. Duygusal insanlara önerilemeyecek bir kitap bence. Bolca acı, zulüm, kan, gözyaşı var. 381 sayfa. Çevirisini Süleyman Doğru yapmış. Emeğine sağlık.
  • Diğer okurlarında kolay kitap seçmesi açısından şimdiye kadar okuduğum kitaplardan beni en çok etkileyen kitapların bir listesini oluşturmak istedim. Seçtiğim kitapların genelde kurgu kitap olmasına özen gösterdim. Sizde listeyi kontrol ederek bu konuya destek verebilirsiniz. Listedeki sıralama tamamen karışık hazırlanmıştır. Konuyu paylaşarak daha çok kişiye ulaşmasını sağlayabilirsiniz.

    1- Denizin Çağrısı
    2- Uçurtma Avcısı
    3- Çocuk Soğuk - Bir Soyutlama Kiler Neden Nefes
    4- Sıfır Noktasındaki Kadın
    5- İntihar
    6- Uyuyan Adam
    7- Huzursuzluk
    8- Zaman Makinesi
    9- İlk Öğretmenim
    10- Tuhaf Kütüphane
    11- Fırın Saldırısı
    12- Yüzbaşının Kızı
    13- Müfettiş
    14- Kabuk Adam
    15- Vanya Dayı
    16- Lyon'da Düğün
    17- Vişnenin Cinsiyeti
    18- Zamanımızın Bir Kahramanı
    19- Bir Delinin Anıları
    20- II. Edward
    21- Karanlığın Yüreği
    22- Usta ve Margarita
    23- Bir Yaz Gecesi Rüyası
    24- Asturya'da İsyan
    25- Sis
    26- George Dandin
    27- Lord Arthur Savile'in Suçu
    28- Hoşgör Köftecisi
    29- Sesler Adacığı
    30- Martin Eden
    31- Yavaşlık
    32- Elveda Gülsarı
    33- Uyku
    34- Beyaz Diş
    35- İntihar Dükkanı
    36- Hileli Tartı
    37- Kumarbaz
    38- Dorian Gray'in Portresi
    39- Dikanka Yakınlarında Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları
    40- Semerkant
    41- Siddhartha
    42- Küçük Kara Balık
    43- Olağanüstü Bir Gece
    44- Haydut
    45- Bir İdam Mahkumunun Son Günü
    46- İçimizdeki Şeytan
    47- Kendine Ait Bir Oda
    48- Yakıcı Sır
    49- Alemdağ'da Var Bir Yılan
    50- Katip Bartleby
    51- Seni İçime Gömdüm
    52- Dr. Jekyll ile Bay Hyde
    53- Ayaktakımı Arasında
    54- Toprak Ana
    55- Venedik'te Ölüm
    56- Korku
    57- Semaver
    58- Casus
    59- Son Kuşlar
    60- Kürklü Venüs
    61- Otomatik Portakal
    62- Süper İyi Günler
    63- Kuyucaklı Yusuf
    64- Denemeler
    65- Kreutzer Sonat
    66- Sokrates'in Savunması
    67- Genç Bir Doktorun Anıları
    68- İvan İlyiç'in Ölümü
    69- Yeraltından Notlar
    70- Babalar ve Oğullar
    71- Böğürtlen Kışı
    72- Ermiş
    73- Senden Önce Ben
    74- Aylak Adam
    75- Echo'nun Kemikleri
    76- Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat
    77- Hamlet
    78- Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
    79- Çavdar Tarlasında Çocuklar
    80- Açlık
    81- Hayvan Çiftliği
    82- Genç Werther'in Acıları
    83- Kırmızı Pazartesi
    84- Bülbülü Öldürmek
    85- Suç ve Ceza
    86- Sol Ayağım
    87- Mrs. Dalloway
    88- Momo
    89- Beyaz Gemi
    90- Amok Koşucusu
    91- Köpek Kalbi
    92- İnsan Neyle Yaşar
    93- Yaşlı Adam ve Deniz (İhtiyar Balıkçı)
    94- Kör Baykuş
    95- Palto
    96- Fareler ve İnsanlar
    97- Küçük Prens
    98- 1984
    99- Kadınsız Erkekler
    100- Satranç
    101- Kabil
    102- İnci
    103- Albaya Mektup Yok
    104- Martı Jonathan Livingston
    105- Yabancı
    106- Veronika Ölmek İstiyor
    107- Kürk Mantolu Madonna
    108- Simyacı
    109- O Muydu?
    110- Mustafa Kemal
    111- Düğüne
  • "Müslüman ancak Müslüman ın kardeşidir. Ona haksızlık etmez,mahrum ve mu'yus bırakmaz,onu zalimlerin eline terk ve teslim etmez"
    Hadis i Şerif

    (Buhari,İkrah 7;Müslim, Birr 32; Tirmizi, Birr 18;Ahmed b. Hanbel, Müsned II 68,277,311,360,III 491;IV 2,25,71,379,381)
  • 388 syf.
    ·7 günde·Beğendi·8/10
    “Yapmış olduğum bu inceleme de spoiler vardır. Okumadan önce lütfen bunu göz önünde bulundurunuz.”

    Aleksandr Sergeyeviç Puşkin 19.yy Rus edebiyatının öncülüğünü yapan isimdir.
    Şair kısa yaşamının ardında müthiş eserler bırakmıştır..
    Bir roman değil, şiir-roman yazıyorum; cehennemi bir fark aralarında!” diyerek yazmaya başladığı “Yevgeni Onegin” işte onlardan biridir..

    Puşkin, 1823’de Sürgün hayatında yazmaya başladığı bu eserini 1830’da tamamladı.
    Sekiz bölümlü şiir-roman 366 kıta ve yaklaşık 5200 dize’den meydana geliyor..Kıtaların her biri, şairin bu romanda yaratmış olduğu ve edebiyat dünyasında ilk kez rastlanan bir kafiye düzeniyle yazılmış.Bazı Edebiyat tarihçileri tarafından bu “Onegın Kıtası” olarak adlandırılıyor..

    Yalın bir Rusça ile yazılan eseri başka bir dile çevirmek neredeyse imkânsız.Bu düşünceye Rus asıllı yazar Vladimir Nabokov da kısmen katılmaktadır. Nabokov’un çeviri-şiir konusunda özet olarak söylediği şudur:

    “Yevgeniy Onegin romanında mevcut olan uyaklı şiir, gerçekten de bu uyaklar korunarak çevrilebilir mi? Sorunun cevabı, tabii ki hayır’dır. Kafiyeyi yeniden üretmek ve aynı zamanda tüm şiiri kelimesi kelimesine çevirmek matematiksel olarak mümkün değildir.”

    Kendisi bu eserin İngilizce’ye çevirisinin altından ancak 15 yıllık bir çalışma ve 1100 sayfalık bir yorumla ancak düzyazıya dönüştürerek başa çıkabilmiş..

    Şairin biyografisine baktığınız zaman hayatının da en az yazdığı şiir-roman kadar trajik olduğunu görüyorsunuz.
    Yasakçı zihniyete karşı koymaya çalışması ,(Tanıdık geliyor değil mi?)Düşüncelerinden dolayı sürgün edilmesi, sürekli polis baskınlarına maruz kalarak, yazdıklarına sansür uygulanması inanılır gibi değil..Hele ki Şiir’den anlamayan sığ bir kadına aşık olması ve bu kadın uğruna komplo olduğu düşünülen bir düello da hayatını kaybetmesi trajedi değil de, nedir?

    Eserin konusuna gelecek olursam, genel hatlarıyla bir aşk hikayesini konu alsada Puşkin, o dönemin Rusya’sına kent ve taşra insanına da ışık tutuyor.Olaylar 4 ana karakter olan Yevgeni Onegin, Tatyana, Vladimir Lenski ve Olga çevresinde gelişir ve geçer..

    Yapıta adını da veren baş kişilerden Yevgeni Onegin gelmiş geçmiş dünya yapıtları, kahramanlarının en çetrefil, en karmaşık, en çelişkili olanlarından biridir.Küstah ve sevimsiz biridir Onegin, romantik okurlara hitap etmez, edemez..
    Puşkin’in bu iflah olmaz, küstah karakteri aynı zamanda iç özgürlüğünü kaybetmiş acınası biridir de..
    Bunu şu şekilde açıklaya’yım; Bir sürgündür Onegin.Önce kendi benliğinden sürgün olur, sonra ana yurdundan sürgün edilir..
    Yaban çevrelerde bir yabancı olarak özgürlük arayışı içinde gezinip durur..Peki arayıp durduğu bu iç özgürlük tam olarak neydi?
    Bunun tanımı ise en iyi şu şekilde yapılabilir;

    “İç özgürlük, tutsak edilmiş olmaktan ve kuşatıcı sahip olmaktan kurtulmak yani hoşumuza gitmeyen her şeyle iç çatışmaya giren ve göz diktiği her şeyi umutsuzca sahiplenmeye girişen ben’den kurtulmaktır. Öz olanı yakalamayı bilmek ve ayrıntıyla artık ilgilenmemek insanın derin bir hoşnutluk duygusuna erişmesini sağlar ve ben’in fantazileri! o duyguyu hiçbir şekilde etkileyemez. Dolayısıyla “özgür olmak” zihne egemen olan ve onu karanlıkta bırakan çatışmaların baskısından kurtulmaktır. Yaşamı, alışkanlıkların ve zihin karışıklığının zorladığı eğilimlere teslim etmek yerine kendi eline / kontrolüne almaktır. Dümeni elden bırakmamak, yelkenlerin rüzgarda çırpınmasına izin vermemek, teknenin akıntıya kapıntısını engellemek, teknenin burnunu belirlediğimiz rotada tutmaktır.”

    İşte Onegin karakterinin eksikliğini hissettiği şey tam olarak buydu.Ama karakter evrensel acıyla o kadar meşguldü ki, gerçeğin tam olarak farkına varamıyordu..
    Karakterimiz yükse k toplumun gösterişine ve sahteliğinede her fırsatta isyan eder..Yazar zaten onegin’in bu duruma olan isyanını çeşitli betimler ile dile getirir.Ancak gel gör ki;Bu duruma isyan eden çelişkili karakterimiz o toplumun bir parçası olduğunu da kabullenmekten geri durmaz.Bu düşünceyi şu alıntı ile destekleyeyim;

    “Terketti benim Yevgeni’m.
    Fırtınalı zevklerden artık vazgeçip,
    Onegin evine kapandı,
    Esneyerek kaleme sarıldı,
    Yazmak istiyordu- ama sabırlı çalışma
    Tiksindirici geldi ona;hiçbir şey
    Çıkmadı kendisinin kaleminden,
    Ve giremedi ateşse loncasına,
    Haklarında bir yargıda bulunamayacağım,
    Zira içlerinden biri olduğum insanların.”s.51

    Romanın seyri Onegin’in amcasının hayatını kaybetmesi ve kalan mirasa sahip çıkması için köyde’ki yurtluğa yerleşmesiyle yavaş yavaş değişmeye başlar.
    Zaten Onegin, şair ruhlu genç lenski ile burada tanışır ve arkadaş olur.Bir birinin tam zıttı olan bu iki dostun arasında ki farkı Puşkin, şu sözler ile açıklar: “Dalga ve Kaya, şiir ve düzyazı, buz ve yalaz .”

    Romantik ve Tutku dolu olan genç Lenski aynı köyde yaşadığı Olga ile gözlerini kör eden bir aşka yelken açar.Onun için coşkulu aşk şiirleri yazar.Ona olan sevgisini her fırsatta dile getirmekten ve bunu dışa yansıtmaktan da geri durmaz...
    Onun bu halini büyük bir kayıtsızlıkla izler Onegin..”Mutlu mutlu bir atım.“diye ortalarda gezinen Lenski’nin bu durumunu okumak benim de zaman zaman göz devirmeme neden olmadı değil.Puşkin onu günün birinde bindiği o mutluluk atından yere çok sert düşürecekti haberi yok:)

    Olga her ne kadar duru bir güzelliğe sahip olsa da, Onegin onu çok sığ ve sıradan bulur.
    Onun asıl dikkatini çeken Olga’nın ablası Tatyana’dır...
    Ahh Tatyana...Nasıl, dikkatini çekmesindi ki?O yabanıl güzelliğine tezat gözlerinde ki melankolik ifade insanı serseme çeviriyordu.Kökleri sağlam, güçlü bir kişiliğin izleri üzerine takındığı sükûttan bile belli oluyordu...
    Bu noktada şüpheye düşmeden net bir ifade ile şiirin gerçek Kahraman’ın Tatyana olduğunu söyleyebiliriz.
    Ne istediğini bilen, akıllı ve olumlu bir tiptir Tatyana..Daha önce hiç bir Rus kadın karakterini bu kadar güçlü ve gözü pek okumamıştım..
    Onegin karakterine kendinden izler katan Puşkin belki de bu karakter ile kendi ideal kadın tipini yazmıştır.Kim bilir...

    Aşk Onegin’in çok uzağın da Tatyananınsa çok yakınındadır..Onegin’e karşılıksız bir aşk’la bağlanan Tatyana yüreğinde ızdırabın dik âlâsını yaşar.En sonunda duygularını samimi ve içten bir mektupla dile getirmeye karar verir.Samimiyet ve içtenliğin izlerini taşıyan o mektup ise şu şekildedir;

    “Deneyimsiz bir ruhun aldanışı bunlar!
    Ve bütünüyle başka türlü verilmiştir hüküm...
    Varsın öyle olsun!Ben yazgımı
    Bundan böyle sana teslim ediyorum.
    Önünde senin döküyorum gözyaşlarımı,
    Senin koruyuculuğunu yalvarıyorum...
    Bir düşün...yalnız başımayım ben burada,
    Hiç kimse tarafından muradım anlaşılmıyor,
    Usum benim azar azar güçten kesiliyor
    Ve yokolma durumundayım ben susarak.
    Bekliyorum seni; tek bir bakışınla
    Umutlarını yüreğimin canlandır
    Ya da ağır düşümü benim yarıda durdur,
    Umarsız, hakettiğim bir azarlamayla!
    Bitiriyorum! Okumak yazdıklarımı ürkütücü...
    Utançtan ve korkudan donuyorum...
    Fakat güvencem benim sizin onurunuz,
    Ve kendimi cesaretle ona teslim ediyorum... “s.142 s.143

    Aslında Onegin karakterini sevip sevmediğim konusunda bu noktaya kadar net bir cevabım yoktu.Ama Tatyana’nın karşısına geçerek dürüst bir şekilde mektubuna cevaben söyledikleri bende ki her şeyi netleştirdi.
    Realist bir yaklaşımla kendi ruhunda ki kusurların farkında olması ve bunu apaçak ifade etmesi bu Puşkin karekterini daha iyi anlamama ve sevmeme olanak sağladı...Onegin’in dilinden dökülünler ise şu şekilde;

    “....Ama ben mutluluk için yaratılmadım;
    Mutluluğa yabancı ruhum benim;
    Karşılıksız sizin yetkin artanlarınız:
    Ben artamlarınıza sizin değimli değilim.
    Bilin ki (buluncum buna bir inancadır),
    Evlilik bizim için ızdırap olacaktır.
    Ben, sizi ne kadar seversem seveyim,
    Alışırım ve o anda sevmekten vazgeçerim;
    Ağlamaya başlarsınız:gözyaşlarınız dökülen
    İşlemez benim yüreğime kadar,
    Tersine, daha kudurtur onu ancak.” S.162

    Şiir de yanlış anlaşılmalara sebep olan bir sahneye de kısaca değinmek istiyorum...
    Genç Lenski bir davet verir ve Onegin bu davetin küçük ve gösterişsiz bir şey olacağını zannederken birden kendini eski anılarında olduğu gibi şaşaalı ve sahte kahkahaların olduğu bir yerde bulur.Bu durum onu çıldırtır ve Lenski’ye karşı saf bir öfke duyar.Bu öfke onda intikam alma isteği doğurur..Lenski’nin zayıf noktasının Olga olduğunun bilincin de olan kurnaz karakterimiz Olgayı dansa kaldırır ve Lenski’nin gözü önünde kıza kur yapar.Olga ise bunu memnuniyetle karşılar.
    Bazı incelemelere baktığım zaman bu sahneden kaynaklı olduğunu düşünüyorum Onegin’in Olgaya aşık olduğu yönünde yorumlar yapılmış bu yanlış bir düşüncedir.Eserde öyle bir durum söz konusu değildir.Bunu şu alıntı da daha iyi anlayacaksınız;

    “....Öfkelenmişti artık.Ancak süzgün kızın
    Farkederek çok şiddetli heyecanını ,
    İncinmekten indirip aşağıya bakışlarını,
    Çehresini astı ve hiddet duyarak,
    Kendine söz verdi Lenski’yi çıldırtmak için.
    Ve bunun öcünü çıkarmak için.”s.228

    Bir zaman sonra kırların Tatyanası Evlenerek Moskova’nın en gözde asilzadeleri arasında yerini alır.Yazgı Onegin ile Tatyana’yı bir davette tekrar karşılaştırır.Eski halinden oldukça farklı görünen bu kadını tanımakta güçlük çeken Onegin ona orada derin bir aşk ile bağlanır..
    Peki değişen neydi?Yıllar evvel reddettiği kızla, şimdiki kız arasında ne değişmişti?Bu sorunun en iyi yanıtını yine Puşkin şu dizelerde veriyor:

    ”....Ah insanlar!sizler benziyorsunuz hepiniz
    Sizler kök anneniz olan Havva’ya:
    Size verilmiş olan, sizi çekmiyor,
    Sizi durup dinlemeden bir yılan çağırıyor
    Kendisine doğru, bir gizemli ağaca;
    Ki yasaklanmış meyveyi size versin:
    Onsuz sizin için cennet cennet değil.”s.361

    Zaten bana kalırsa Onegin, Tatyana’yı değil onun eriştiği konumu ve ulaşılmazlığını arzuluyordu..Bu durumun bilincinde olan Tatyana evlenmiş olmasa bile Onegin ile olmazdı olamazdı..Hikayenin trajik yanı da burada zaten..Zira Tatyana’nın söylediklerine bir bakınız:

    “Siz beni beğenmemiştiniz… NedenŞimdi koşuyorsunuz peki ardımda?Neden ben sizin gözünüzün erimindeyim?Yüksek toplumun seçkin yerindeyim,Orada görünmek zorundayım diye mi,Kocam savaşta malul düştüğünden mi,Bu yüzden bizi sevmekte olduğundan mı saray?Şimdi benim herhangi bir yüz karamHemen herkesçe fark edilecek olduğundan mıVe getirebilecek olduğundan mı sizeGönül çekici bir onursal düzey?”s.381
    Puşkin yapıtta vermek istediği fikri Tatyana’nın ağzından romanın en çok sevdiğim sahnesin de dile getirir:

    “Oysa mutluluk ne kadar olası,
    Ne kadar yakındaydı!Fakat yazgım benim
    Artık olmuştur belli.Sakınmasız,
    Belki de ben hareket ettim;
    Benim için büyülü sözlerle dökerek gözyaşlarını
    Yakarıyordu annem;umarsız Tanya’nın
    Oysa tüm kısmetleri arasında fark yoktu...
    İşte evlendim ben.Şimdi işte diliyorum,
    Siz beni bırakmak zorundasınız;
    Biliyorum:yüreğinizde sizin vardır
    Hem gurur, hem katıksız bir onur
    Ben sizi seviyorum (niye olayım içtenliksiz?)
    Fakat ben teslim oldum başkasına;
    Ömrüm boyunca bağlı kalacağım ona.”s.384

    Altını çizmek istiyorum Tatyana “Seviyordum” değil “Seviyorum” ifadesini kullanıyor.Ama buna rağmen eşine olan bağlılığından da vazgeçmeyeceğini kesin bir dille belirtiyor.
    Burada bir teslimiyet, yazgıyı kabullenme kendisine verilene razı olma, sadakatin Aşktan daha üstün olduğunu vurgulama var..Yılışık sahiplenme yok, geçmişte takılı kalmak yok. Yaşanılan kedere, yüksek farkındalık ve bilinç düzeyinin sayesinde yenilmemek var.. Eh ne diyeyim en doğru olanı yaptı:)

    Çok uzun oldu farkındayım bu yüzden zahmet edip okuyan herkese sonsuz teşekkürler.
    İç’imizin özgür olduğu, o özgürlüğün bütün’ün hayrına olduğu an’lar diliyorum hepinize..
  • Ama sevgi? O başka mesele işte. Sevginin içinde bir affetme niteliği vardır çünkü. Seni affetmek ise epey zor. Bir yanın azizler kadar estetik, öbür yanın vandallar kadar vahşi.

    sayfa:381 Şibumi : Trevanian
  • ((( … DİNİN ASILLARINDA … VEYA … BÜYÜK ŞİRKTE … CEHALET MAZERET DEĞİLDİR DİYE ORDA BURDA KONUŞAN ARKADAŞLAR … ACABA BU KONUDA DELİLİNİZ NE … ? … )))

    ((( … YOKSA AŞAĞIDAKİ ZİKRİ GEÇEN KONULAR DİNİN ASLINDAN ... VEYA BÜYÜK ŞİRK SAYILMAYAN KONULAR MI … ? … )))

    1 = KENDİSİNİ YAKTIRAN ADAMIN ARIZASI … DİNİM ASLINDAN OLAN BİR KONUDUR VE BÜYÜK ŞİRKTİR …

    “ … Ebu Hureyre r.a’dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurmuştur : Asla hiçbir hasenesi olmayan bir adam kendi ailesine hitaben : Öldüğüm zaman beni yakın. Sonra külümün yarısını kara tarafına savurup uçurun,yarısını da denize savurun. Allah’a yemin ederim ki, eğer Allah o külleri toparlayıp diriltmeye kadir olursa alemde hiç kimseye azab etmediği bir şekilde bana azab eder dedi. Bu kimse öldüğü zaman emrettiği işi yaptılar. Neticede Allah karaya emretti kara bütün kül zerrelerini topladı. Allah denize emretti, o da bütün kül zerrelerini topladı. Sonra Allah o kimseye : Bunu niçin yaptın ? diye sordu. O zat : Senden korktuğumdan dolayı ey rabbim. Halbuki sen bunu en iyi bilensin ! dedi. Bunun üzerine Allah o kimseyi bağışladı. “

    Buhari : 16.c.7364.s - Müslim : 8.c. 2756.n

    Şeyhul İslam diyor ki : “…. Bu adam, kemikleri üğütülüp toz duman olduktan sonra Allah’ın kendisini diriltemiyeceğini sanıyordu. Halbuki Allah’ın kudretinin buna yatmeyeceğini sanmak küfürdür. Fakat o kimse Allah’a iman etmesi, emirlerini tasdik etmesi, azabından korkmasına rağmen Allah’ın kudretindeki bu bilgisizliği yüzünden hataya düştü. Dolayısiyle Allah onu bağışladı…”

    Feteva :11.409

    " Bu adam, çocuklarına yaptığı vasiyetteki şeyler kendisine yapıldığında Allah’ın onu toplayıp diriltmeye kadir olmayacağını zannediyordu. Yine bu adam, bir şey böyle paramparça dağıldıktan sonra Allah’ın onu tekrar eski haline döndüremeyeceğini zannediyordu. Bunlardan her biri Allah-u Teâlâ’nın kudretini ve bedenlerin tekrar diriltileceğini inkardır. Bu ise küfürdür. Ancak bu adam Allah-u Teâlâ'ya, O’nun emrine iman etmekle ve O’ndan korkmakla birlikte cahil biridir ve hatalı bir zanna kapılmıştır ( sapmıştır ). Allah da onun bu hatasını affetmiştir. Adam bu şekilde yaptığı zaman kesin olarak tekrar diriltilmeyeceğini umuyordu. Hadis bunu açık olarak göstermektedir. Adamın tekrar dirilme (yani cüzlere ayrılmış bedenin tekrar eski haline gelmesi) konusunda en azından şüphesi vardır, bu ise küfürdür. Eğer ona tebliğ ulaşmışsa tekfir edilir. Çünkü o zaman, Allah-u Teâlâ’ya imanı yok demektir.

    Adamın : " Eğer Allah bana güç yetirirse " sözünü " Eğer Allah bana takdir etmişse " veya " Eğer Allah bana daraltırsa ( kısarsa ) " olarak tevil edenler yanlış yapmışlar ve kelimeleri yerlerinden oynatmışlardır. Çünkü hadiste zikredilen adam Allah’ın onu bir araya getirip eski bedenine döndürmemesi için kendisinin yakılmasını ve parçalara ayrılmasını emretmiştir ve demiştir ki :

    " Ben öldüğüm zaman beni yakın, sonra da beni kül haline getirin, sonra da beni rüzgarın içinde, denize savurun. Vallahi! Eğer Rabbimin buna gücü yeterse muhakkakki beni, hiç kimsenin azap edemeyeceği bir azaba uğratır."

    Bu ikinci cümlenin başında birinci cümleden sonra ( fe ) harfi ( fe vallahi ) kullanılmıştır. Bu da, o adamın bu işi yaptırmakta ki sebebine işaret etmektedir. O, bu işi yaptı. Çünkü, böyle yaptırdığında Allah’ın ona ( onu tekrar eski halinde diriltmeye ) gücünün yetmeyeceğini zannediyordu. Eğer adam, bu şekilde yapmadığı zaman Allah’ın kendisini tekrar diriltmeğe kadir olduğuna inandığı gibi, bu şekilde yaptığı zaman Allah’ın kendisini yine de dirilteceğine inansaydı, o zaman bu amelin kendisine hiçbir fayda sağlamayacağını da bilirdi."

    " Bu olayın en doğru açıklaması şöyledir : Bu adam Allah’ın sıfatlarının hepsini hakkıyla ve Allah’ın kudretini tafsilatıyla bilen birisi değildir. Mü’minlerin çoğu da böyledir. Ancak Böyle konularda cahil olan kimse kafir olmaz. "

    Mecmua el Fetava c: 11 s: 410-411

    İbn Teymiye fetvalarında başka bir yerde şöyle demektedir :

    " Bu hadis, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’den mütevatir olarak gelmiştir, hadis ve sened ehli bunu Ebu Said radiyallahu anh’den rivayet etmişlerdir. Huzeyfe’den Ukbe bin Amr ve onlardan başkaları da Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’den çeşitli yollardan rivayet etmişlerdir. Hadis ehli bilmektedir ki bu hadis yakin ( yani kesin ) bilgiyi ifade etmektedir.

    İşte bu adam, ademoğlu yakılıp tozları yerlere dağıldığında Allah-u Teâlâ’nın tekrar onu bir araya getirip diriltmesi yani ; Allah’ın kudreti konusunda şüphe ve cehaleti vardır. Bunlar iki büyük temel meseledir.

    Birincisi : Allah’la ilgilidir. O da Allah’ın her şeye kadir olduğuna iman etmektir.

    İkincisi ise : Ahiret günüyle igilidir. O da ; ölüleri Allah-u Teâlâ’nın dirilteceğine, amelleri üzere haşr edeceğine iman etmektir.

    Bu adam Allah’u Teâlâ'ya ve ahiret gününe toptan inanan bir kişi olduğundan, Allah’ın salih amel işleyenleri mükafatlandıracağını, kötü amel işleyenleri ise cezalandıracağını bildiği için korkmaktadır. Bu adamın, günahları sebebiyle Allah’ın kendisini cezalandıracağından korkması, Allah’u Teâlâ'ya ve ahiret gününe iman etmesi ve salih ameller işlemesi sebebiyle Allah onu affetmiştir. Bu adamın işlediği salih amel ise Allah’u Teâlâ'dan korkmasıdır. Ayrıca kitap ve sünnette, risalet tebliğ edilmedikçe Allah’ın hiç kimseye azap etmeyeceğine işaret edilmektedir. Allah ancak, risaletin tebliğ edilmesinden sonra azab eder. Bir kimseye tebliğ topluca ulaşmamışsa hemen ona azap edilmez. Kendisine tafsilatsız, genel olarak tebliğ yapılan kişi de ( kendisine öğretilen ve ) üzerinde bulunduğu delili ve risaleti inkar etmedikçe ona azap edilmez. "

    Mecmua el Fetava : 12.c. s : 491

    Ebu Muhammed İbn Hazm şöyle demiştir :

    " Bu adam öleceği ana kadar Allah’u Teâlâ’nın onun küllerini toplayabileceğini ve böyle yaptığında onu diriltebileceğini bilmiyordu. Fakat Allah-u Teâlâ, Allah’ın varlığına imanı, işlediği suçu ikrarı, korkusu ve cehaleti sebebiyle onu affetti."

    El Fasl Fil Milel ve’l Ehvai ve’n Nihal : 3.c. s : 252

    “… Bu kimse Allah’ın, küllerini toplamaya ve kendisini tekrar diriltmeye muktedir olduğunu ölene kadar bilmiyordu. Allah’u Teala onu ; ikrarı, korkusu ve bilgisizliğinden dolayı bağışladı….. ”

    El Fasl Fil Milel ve’l Ehvai ve’n Nihal : 69.S

    İbn Kayyım rahimetullahi aleyh:

    " Cahillikten ya da bu konuda sahibini özürlü gösterecek bir te’vilden dolayı, Allah’ın kendisine Şeriat kıldığı şeylerden herhangi bir şeyi inkar eden kişi tekfir edilmez. Aynı Allah’ın kudretini inkar eden, ailesine kendisini yakmalarını ve denize savurmalarını emreden adam gibi... Allah, buna rağmen onu affetmiş ve cehaletinden dolayı ona rahmet etmiştir. Çünkü tebliğ ona ulaşmamış ve Allah’ın kendisini tekrar diriltmeye kadir olduğunu, inatçı ve yalanlayıcı bir tavırla inkar etmemiştir. "

    Medaricussalikin : 1.c. s . 338-339

    İmam Dehlevi şöyle dedi :

    " Bu adam, Allah’ın tam bir kudret sıfatıyla sıfatlandığını kesinlikle biliyordu. Fakat kudreti ( güç yetirme ), ancak mümkünatta ( olabilecek şeylerde ) olur, mümteniyatta ( olması imkansız şeylerde ) ise olmaz zannediyordu.

    Bu adam yarısı karaya, yarısı da denize, böyle farklı yerlerde dağıtılmış olan küllerin toplanmasının imkansız olduğunu ve bu düşüncesinin Allah’ın kudret sıfatını iptal etmeyeceğini zannediyordu. O, ilmine göre hareket ederek böyle davranmıştı. Bu sebeple kafir olmadı. "

    Hüccetullahi el Baliğa : 1.c. s: 60

    2 = ALLAH … KALPLERDEN GEÇENİ BİLMEZ İNANCI BÜYÜK ŞİRKTİR … OYSA Kİ AİŞE ANNEMİZ BUNU BİLMİYORDU … AMA ALLAH RASULÜ S.A.V HANIMINI TEKFİR ETMEDİ …

    “ … Aişe r.anha’dan şöyle dedi ki : Size Rasulullah s.a.v ve kendimden bahsedeyim mi ? Biz , evet dedik. Aişe : '' Nebi sav benim yanımda bulunduğu gece olunca geldi. Müteakiben ridasını yere koydu,ayakkabılarını çıkarıp onlarıda ayaklarının yanına koydu. İzarının bir tarafını döşeğinin üzerine yayıp uzandı. Ancak benim uyuduğumu zannedinceye kadar bekledi. Müteakiben yavaşça ridasını aldı. Kapıyı yavaşça açtı, evden çıktı yavaşça kapattı.

    Elbisemi başımdan geçirip büründüm. İzarımı da giyindim, sonra arkasından gittim. Nihayet Rasulullah s.a.v Baki mezarlığına vardı, ayakta durdu ve duruşunu uzattı. Sonra üç defa ellerini kaldırdı. Sonra üç defa ellerini kaldırdı. Sonra geri döndü. Bende geri döndüm. O süratle yürüdü. Bende süratle yürüdüm. O koştu bende koştum.Neticede ben onun önüne geçtim ve eve girdim. Ben yatar yatmaz o da eve girdi ve :
    - Ya Aişe, neyin var soluk soluğasın, buyurdu. Ben :
    - Bir şey yok dedim.
    - Ya bana haber verirsin, yahut da Latifu'l Habir Olan Allah bana haber verir, buyurdu.
    - Ben ya Rasulullah : Anam babam sana feda olsun dedim ve olanı anlattım. Önümde gördüğüm insan karıltısı sen miydin ? buyurdu.. Bunun üzerine beni gögsümden bir defa itti ve bu itişle beni sarstı. Sonra : ( Nöbetinde ) Allah ve Rasulunun sana zulmedeceğini mi sandın ? dedi. Aişe : İnsanlar her ne kadar gizlese de Allah onu bilir mi ? dedim. Rasulullah, “ evet “ buyurdu. “

    Müslüm : 974-103 - Nesei : 3973-3974 - Ahmed : 6-221 - Abdurrezzak : 6712 - el Albani kitabu’l Cenaiz : 231-232

    Şeyhul islam şöyle dedi : Gördüldüğü gibi müminlerin annesi Aişe, Rasulullah s.a.v'e insanların gizlediği şeyi Allah bilir mi ? diye soruyor. Rasulullah s.a.v'de ona '' EVET “ diye cevap veriyor… Bu olay Aişe r.anha’nın ondan önce insanlar gizlese de Allah'ın herşeyi bildiğini bilmediğine delalet eder… İnsanlar gizlese de Allah’ın herseyi bildigini Aişe r.anha öğrenmeden önce onu inkar ediyor hükmünde değildi. Şüphesiz ki hüccetin kıyamından sonra onu ikrar imanın usullerindendir. Allah'ın herşeyi bildiğini inkar, Allah'ın herşeye kâdir olduğunu inkar gibidir. Aralarında fark yoktur...

    Şeyhulislam Mecmuu Fetava : 11/412- 413

    Hulasa bu olay, Aişe'anha’nın Allah'ın herşeyi bildiğini bilmediğine delalet eder ki, bu onu kafir veya müşrik yapmaz… Neden … ? Çünkü bu konu henüz Aişe annemize öğretilmemişti…

    Halbu ki bu olaydan önce inen şu Ayeti Celile vardı :

    " Şüphesiz Allah sinelerin özünde saklı olanı bilir. “ Lokman : 23.Ay

    Bu olayda cehaletin mazeret olduğuna açık bir delil vardır… Şayet cehalet mazeret değilse haşa Aişe annemiz r.anha bu sözüyle dinden çıkmıştır. Oysa Rasulullah s.a.v küçük bir tepki dahi vermeden onun bu konudaki bilgisizliğini izale etmek için ona tebliğ ediyor.

    Hulasa her konuda olduğu gibi bu konuda da meseleyi islama göre değerlendirmek gerekir … Çünkü islamda kural bellidir. O da ; failin hükmü farklı, fiilin hükmü farklıdır …

    3 = ALLAH’TAN BAŞKASINA SECDE ETMEK BÜYÜK ŞİRKTİR … AMA ALLAH RASULÜ S.A.V MUAZ R.A’YU TEKFİR ETMEDİ …

    “ … Abdullah bin Ebi Evfa r.a’dan.Şöyle demiştir : Muaz Şam’dan dönünce Peygamber s.a.v’e secde etti. Rasulullah s.a.v :
    - Bu ne ya Muaz ? buyurdu. Muaz :
    - Ben Şam’a vardım, onların reislerine ve emirlerine secde ettiklerini gördüm. Ben bu işin size yapılmasını arzuladım, diye cevap verdi. Rasulullah s.a.v :
    - Sakın böyle yapmayın ! Eğer ben Allah’tan başkasına secde etmesini her hangi bir kimseye emredecek olsaydım, kadının kocasına secde etmesini emrederdim. Muhammed'in nefsi elinde olan Zata yemin ederim ki, bir kadın, kocasının hakkını eda etmedikçe Rabbinin hakkını da eda edemez. Kadın (deve sırtındaki ) semere binmiş iken kocası nefsini talep edecek olsa, kadın bu isteğe mani olamaz. “

    İBNİ MACE : 5.C.1853.N - AHMED : 4.381.18913.N

    İmam Şevkani r.h der ki : Bilmeden Allah’tan başkasına secde eden bir kimse tekfir edilmez.

    NEYLUL EFTAR : 6.210

    Bu olayda cehaletin mazeret olduğuna açık ve net bir delil vardır… Çünkü itikadi bir mevzu olmasına rağmen Muaz, Allah’tan başkasına secde etmiştir … Ama ne zaman ki Allah Rasulü s.a.v bunun yanlış olduğunu kendisine anlattı, Muaz r.a artık bundan böyle aynı yanlışı işlememiştir …

    Hulasa her konuda olduğu gibi bu konuda da meseleyi islama göre değerlendirmek ve failin hükmü ile fiilin hükmünü birbirinden ayırmak gerekir … Çünkü bu olayda görüldüğü gibi fiil, şirk ve küfür ifade eden bir fiildir… Ama Allah Rasulü s.a.v bu fiili yapan Muazı tekfir etmemiştir…

    4 = KABİR AZABINI İNKAR BÜYÜK ŞİRKTİR … OYSA AİŞE ANNEMİZ BUNU BİLMEDEN İNKAR ETTİ … AMA ALLAH RASULÜ S.A.V HANIMINI TEKFİR ETMEDİ …

    “ … Aişe r.anha şöyle demiştir : Benim yanıma Medine Yahudilerinden iki yaşlı kadın girdiler de konuşma arasında bana :
    - Şüphesiz, kabir ehli kendi kabirlerinde azab olunurlar ! dediler. Ben o kadınların bu sözünü kabul etmedim, onları tasdik etmem bana güzel gelmedi. Sonra çıkıp gittiler. Bu sırada Peygamber s.a.v de benim yanıma girdi. Ben kendisine :
    - Ya rasulallah ! İki koca karı benim yanıma geldiler de kabirdekiler kabirlerinde azab olunurlar dediler, diye zikrettim. Rasulullah s.a.v de :
    - Onlar doğru söylemişler. Kabir ehli, öyle bir azabla azab edilirler ki, onların azaplarını hayvanların hepsi de işitir, buyurdu.
    Bundan sonra Rasulullah’ı, kıldığı her namaz’da muhakkak kabir azabından Allah’a sığınırken görmüşümdür. “

    Buhari : 14.c.6311.s

    Bu olayda cehaletin mazeret olduğuna açık bir delil vardır… Çünkü itikadi bir mevzu olmasına rağmen Aişe validemiz kabir azabını bilgisizce reddetmiştir… Ama ne zaman ki Allah Rasulü s.a.v bunu kendisine anlattı, Aişe validemiz o zaman kabir azabını kabul etmiştir.

    Hulasa her konuda olduğu gibi bu konuda da meseleyi islama göre değerlendirmek gerekir … Çünkü islamda kural bellidir. O da ; failin hükmü farklı, fiilin hükmü farklıdır … Bu olayda görüldüğü gibi söz, şirk ve küfür ifade eden sözdür… Ama Allah Rasulü s.a.v bu sözü söyleyen Aişe annemizi tekfir etmemiştir.

    5 = GALİBİYETİN AĞACA SİLAH ASMA VESİLESİYLE OLACAĞI İNANCI BÜYÜK ŞİRKTİR … AMA ALLAH RASULÜ S.A.V BÖYLE BİR TEKLİFİ YAPANLARI TEKFİR ETMEDİ …

    “ … Ebi Vakıt-el Leysi’den. Dedi ki : Rasulullah s.a.v ile birlikte Huneyn seferine çıktık. Biz şirk ve küfür aleminden yeni ayrılmıştık. Müşriklerin Zatu Envat dedikleri ve kutsal saydıkları bir ağaçları vardı. Savaştan önce - galibiyet getirmesi düşüncesiyle - silahlarını bu ağaca asarlardı. Yolda, böyle ulu bir ağacın altından geçerken dedik ki :
    - Ya rasulallah ! bize de bir zatu envat edinsene. Rasulullah s.a.v buyurdular ki :
    - Allah’u ekber ! Yine aynı yol. Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, İsrail oğullarının Musa’ya :

    يَا مُوسَى اجْعَل لَّنَا إِلَـهاً كَمَا لَهُمْ آلِهَةٌ

    “ Ya Musa ! onların ilahları gibi bize de bir ilah edinsene, dediğinin aynısını diyorsunuz. Siz gerçekten cahillik yapan bir kavimsiniz. “

    Ahmed : 5.218.21390.n İbn Hibban : 8.6667.n Ebu Ya’la : 2.1437.n Tirmizi : 4.c.2271.n

    Bu kıssada da görüldüğü gibi Allah Rasulü s.a.v’e tabi olan ve tevhidi daha yeni yeni öğrenen Müslümanlar, Mekke’li müşriklerin kılıçlarını dallarına asarak kendisinden fayda bekledikleri zatu envat gibi bir ağacın, kendileri için de edinilmesini Peygamber s.a.v’den taleb ediyorlar …

    Halbuki böyle bir istek ve galibiyetin de dallarına kılıç asmakla elde edileceği bir ağacı kutsama inancı şüphesiz ki şirktir … Çünkü galibiyet Allah’ın elinde ve O’nun dilemesiyledir.

    Ama buna rağmen Allah Rasulü s.a.v bu kimselere, Allah’a şirk koşup müşrik oldunuz, küfre girdiniz veya dininizi iptal ettiniz, dolayısıyla sizin yeniden iman etmeniz gerekir Şeklinde tekfiri ifadeler kullanmayıp, onlara bu şekildeki bir inancın ve amelin şirk olduğunu, dolayısiyle bundan uzak durulması gerektiğini anlatmıştır…

    Hulasa bu konuda meseleyi islama göre değerlendirmek ve failin hükmü ile fiilin hükmünü birbirinden ayırmak gerekir … Çünkü bu olayda görüldüğü gibi kullanılan söz, şirk ve küfür ifade eden bir söz ve istektir… Ama Allah Rasulü s.a.v bu sözü söyleyen kimseleri tekfir etmemiştir…

    | Tacuddin el Bayburdi