Beklentisiz okunursa güzel (ben çok sevdim)
9/10
·480 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
King S.J Tilly Darkroman Yetişkin Kurgu Çift taraflı bakış açısı Bağımsız seri 465 Sayfa Puanım 9 Mutlu S. Savannah 32 yaşında ailesinden uzak yaşayan bir ressamdır. Bir gün 3 kez date çıktığı(ve beğenmeyip ayrılmayı düşündüğü) Lee ile birlikte ameliyat olmuş bir arkadaşını ziyarete gider. Kapıda arkadaşının abi(King)-kardeş iki misafiri olduğunu öğrenir yine de geri dönmez ve odaya girerler. Fakat kötü bir sürprizle yanında getirdiği adamın misafir kadının kocası olduğu ortaya çıkar. Savannah yaşadığı şokun ardından hemen o ortamdan terk etse de birkaç saat sonra tekrar Lee'nin evine gider zira arabasının anahtarını adamda unutmuştur. Yalnız kapıda duyduğu Lee'nin yalvarışları sonunda gelen s*lah sesi olayları korkması için yeterliyken birden kapı açılır ve karşısında birkaç saat önce arkadaşının evinde gördüğü yakışıklı adam vardır birde alının tam ortasında k*rşun deliği olan Lee yerde yatıyordur. Her ne kadar kaçmaya çalışsa da başaramaz ve hikaye King'in esiri olmasıyla başlar. King ise Savannah'ı gördüğü andan itibaren tutulmuştur ve kadına zarar gelmesin diye evlenmek zorunda bırakır. *Ben severek okudum iki karakterde fazla arsız olması güzeldi, aralarındaki aşk ve uyumu çok beğendim. King'in sürekli tatlım bebeğim diye hitap etmesi çok sevimliydi(hafiften üzerime alınmış olabilirim). Fazla smut vardı rahatsız oluyorsanız tavsiye etmem ama olaysız ve sıkıcı bir kitap olmadığı için tavsiye ederim. Merak edenlere keyifli okumalar diliyorum. Okurken aldığım notlar; 90 sayfa- hmm King sen ne yapıyorsun böyle(adam çok arsız ya) 381 sayfa- bunun olacağını niye tahmin ettim bilmiyorum ama bahçede birilerinin izleme ihtimaline karşı konuştuklarında burada ki sahnedeki gibi olabilirmiş diye düşünmüştüm. King S. J. Tilly
1000Kitap
KingS. J. Tilly · Martı Yayınları · 2026100 okunma
10/10
·384 syf.··
2026 40. kitabı
PERSONA 𝙰𝚈𝙳𝙸𝙽𝙻𝙸𝙺 Asena NİŞİKLİ Serimiz kaldığı yerden biz okurlarıyla buluşurken kitabımız benim için sadece bir devam hikâyesi değil resmen ilk kitaptan kalan tüm merakımın karşılığını aldığım bir okuma oldu. Hikâyemizde bu kez olaylar çok daha derinleşiyor ve işin içine giren gerçekler insanı daha da sarsıyor. (Serimizin ilk kitabı Karanlık’ın yorumu sayfamda, okuyun muhakkak) Feray ve Hektor’un peşinde olduğu gizem ilerledikçe mesele sadece bir cinayeti çözmekten çıkıyor ve geçmişle yüzleşmek oluyor kesinlikle. Feray’ın zihninde eksik kalan anıların yavaş yavaş ortaya çıkması ve o geçmişin düşündüğümden çok daha karanlık olması beni en çok etkileyen kısımlardan biriydi. Okurken sadece merak etmiyor, aynı zamanda o duyguyu da hissediyorsunuz. Hektor ise bu kitapta çok daha derin bir karakter haline geliyor. Onun Feray’a olan sevgisi, bağlılığı ve yaptıkları gerçekten çok etkileyiciydi. Bazen insan okurken durup düşünüyor, böyle bir sevgi gerçekten mümkün mü diye. Kurgu tarafında ise yine çok güçlü bir iş var. Sürekli karşımıza çıkan ipuçları, çözülen bilmeceler ve ardından gelen yeni sırlar derken kitap bir an bile durağanlaşmıyor. Tam her şeyi anladım dediğim yerde yeni bir şey öğrenmek ise kitabımızı daha da sürükleyici hale getiriyor. Bir de kitabımız o atmosferi… Sanat ve psikolojiyle iç içe ilerleyen o yapı hikâyeye farklı bir hava katıyor. Bu da kitabımızı sadece bir polisiye olmaktan çıkarıp daha özel bir yere koyuyor. Ve o son… Gerçekten hiç beklemediğim bir şekilde bitti diyebilirim. Şaşkınlık, merak ve biraz da hüzünle kitabı kapattım. Özellikle bazı gerçeklerin ortaya çıkışı beni tamamen ters köşe yaptı. Kısacası Aydınlık, hem duygusal hem de gizemli yapısıyla içine çeken, okudukça etkisini artıran bir devam kitabıydı. Ve ben şimdiden üçüncü kitabımızda
Persona 2: AydınlıkAsena Nişikli · Pukka Yayınları · 2025174 okunma
Reklam
Sinir oldum ya
2/10
·461 syf.··
2026 34. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2026 16:21
Zor sabrediyorum kitaba. Bir inceleme yazmayı düşünmüyordum ama bir iki cümle dahi olsa içimde tutamayacağım. Küçücük bir bebeğin daha boşanmamış annesiyle kutay karakteri arasındaki romantizme alet edilmesine sinirlendim de bunu yazıyorum. Üç tane erkeğin kendisine aşık olduğu, her şeyi şakır şakır anlatmalarına rağmen hâlâ daha anlamayan veya hiç duymamış gibi davranan ana karaktere de sinir oldum. Bir sürü yakınlaşıp yine de melihe abi PARDON ağabey demesine de sinir oldum. Melihin hiçbir şey değişmedi diyip çatır çutur arkadaşının kız kardeşine yürümesine de sinir oldum. Kendi güzelliğini erkeklerin bakış açısıyla ölçen sılaya da sinir oldum. Hem geleneklerine bağlı hem de keko gibi parklarda bira içen mahalleliye de sinir oldum. ‘Birleşmediniz mi?’ diye soran reyhana da sinir oldum. Kitabın hiçbir yere varma kaygısının olmamasına da sinir oldum. Aşiret gibi tüm mahallelinin kendi içinde birbirine hallenmesine de sinir oldum. Sırf erkek karakterin ne kadar yakışıklı ne kadar mükemmel ve tüm kızların da ona hayran olduğu anlaşılsın diye gurursuz bir kadın karakter olan füsunun yazılmasına da sinir oldum. Kendisini hep bir şekilde küçük görebilen kadın karakterimiz alçine de sinir oldum. Küfür etmeden bir cümle konuşamayan üniversiteli arkadaş grubuna da sinir oldum. Karakterin veterinerlik okuyup ‘staj param’ diyip durmasına rağmen ne stajını ne okulunu okumamamıza da sinir oldum. Şu an 381. sayfadayım ama bir sonraki sayfayı bile merak ettirmemesine aşırı sinir oldum. Kitabın boşluğuna, gereksizliğine ve belki beğenirim diye ikinci kitabını (asla almayacağım) bkm sepetime eklememe bile sinir oldum. Daha fazlası olursa yazacağım ama bakın o kadar ‘sinir’ oldum ki hiçbir özel ismi büyük harfle yazmadım, hiç de satır arası bırakmadım bu incelemede. Bitirince belki
Ceviz Ağacı MahallesiMelisa A. · Lapis Kitap · 2025124 okunma
Sonatın Laneti
6/10
·140 syf.··
2026 3. kitabı
Tolstoy bu Kreutzer Sonat eseri, Beethoven’ın Kreutzer Sonat’ından esinleniyor. (youtu.be/OF9fneQ50Us?si=...) Müzikteki tutku, çatışma ve gerilim, kitaptaki evlilik ve cinayet hikâyesine doğrudan gönderme yapıyor. Ama işin ironisi şu: Beethoven’ın sonatı coşkuyu, insanın içindeki kontrol edilemez duyguları anlatırken; Tolstoy aynı başlık altında tutkuyu, cinselliği ve hatta müziğin kendisini lanetliyor. Yani Lev Tolstoy , bir sanat eserine gönderme yaparak aslında sanatın insanda uyandırdığı şeyleri mahkûm ediyor. Kreutzer Sonat dinlenirken Pozdnışev’in karısıyla kemancı arasında bir şeyler başlıyor. Tolstoy burada müziğin “ahlaksızlığa” aracılık ettiğini ima ediyor. Bu yüzden kitap boyunca bir çelişki var: Sanatı kullanarak sanatı suçluyor. Her fikrini İncil’e dayandırarak ilerliyor. Amaç evlilik kurumunu, kadın-erkek ilişkilerini, cinselliği sorgulamak gibi görünse de varılan nokta şu: Kadın bedeni üzerinde erkek hakkı, cinselliğin tamamen baskılanması, ahlakın tek bir kaynaktan çıkarılması. Son sözde ise iyice netleşiyor: Pozdnışev’in söyledikleri Tolstoy’un kendi düşünceleri. Ve bu düşüncelerin temeli İncil. Yani Tolstoy’un “Kreutzer Sonat”ı, Beethoven’ın tutku dolu eserine bir cevap değil, onu yok saymaya çalışan bir manifesto. Kitap bu yüzden hem çarpıcı hem de çok sorunlu. Çünkü Tolstoy, sonatın adını kullanıp ruhunu reddediyor. Kreutzer Sonat da bu kadar sert bir bekarlık ve saflık savunurken, Lev Tolstoy kendisinin evli olması ve hala eşiyle sorunlar yaşaması büyük bir ironiydi. Hatta karısı Sofya, Tolstoy'un bu fikirlerinden dolayı çok acı çekmiş; "Gençliğinde her şeyi yaptı, şimdi yaşlanınca dünyayı manastıra çevirmeye çalışıyor" minvalinde eleştirilerde bulunmuştur. İyi okumalar dilerim.
Kreutzer SonatLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201913,6bin okunma
Puan vermedi·704 syf.·
2026 15. kitabı
Öncelikle böyle seriyi bizlerle buluşturdukları için İnci Enginün ve Zeynep Kerman'a teşekkür etmek gerekiyor. Halit Ziya'dan Mehmet Rauf'a, Hüseyin Rahmi'den Ahmet Rasim'e, Emine Semiye'den Halide Nusret Zorlutuna'ya kadar birçok yazar; komediden dramaya, olay tarzından durum tarzına kadar birçok çeşitli hikaye barındıran, her okuyanın kendinden bir şeyler bulacağı eser olmuş. Kitabı sipariş ederken hikaye metinlerinin incelemesi olduğunu zannediyordum fakat okumaya başlayınca ilk hikaye örneklerinden Cumhuriyet dönemine kadar yazılmış hikayelerin derlemesi olduğunu gördüm. Ziyanı yok, hem yazar hem de hikaye çeşitliliği açısından oldukça kapsamlı eser okumuş oldum. Hem hikayeciliğimiz hakkında hem de yazarlarımızın yazarlıkları hakkında genel bilgi edinmek için tavsiye niteliğindedir. Bir noktaya değinmek gerekiyor. Mehmet Rauf, 'Küçük Kumral' adlı hikayesinde "henüz on bir, on iki yaşlarında" (s. 264) çocuğa tutulmuş, "kendimi onun sevgilisi, nişanlısı, zevci görüyordum." (s. 267) diyen birinin hikayesini işliyor. Demek ki bugün olsa mangalda kül bırakılmayan konu, geçmişte edebiyattan sayılıp kimsede rahatsızlık uyandırmıyormuş ve itirazsız/engelsiz yayınlanabiliyormuş. Bir de diğer taraftan bakalım: Oyunla meşgul olması, hayatın tadına varması gereken çocuk geçmişten günümüze kadar, ister yaşlıyla ister kendisi gibi çocukla evlendirilerek hayatının hep bir yönü eksik olarak yetişiyor, beşikte evlendiriliyor, çocuk olmadan yetişkinliğe adım atıyormuş. (çocuk olmadan yetişkin olunur mu/olunmalı mı sorgulamak gerekir) * Bu biçare işte o zaman anladı ki dünyaya bedbaht olmak için gelmişti! (s. 133) * Fakat bu hayatavakf-ı eyyam edip mesut olanlar olduğunu düşünerek asıl sebeb-i felaketinin herkes gibi olmadığından ibaret bulunduğunu düşündü ve başını eğerek itiraf
Yeni Türk Edebiyatı MetinleriZeynep Kerman · Dergah Yayınları · 20114 okunma
Cussler'ın filme çekilen ikinci kitabı!
7/10
·381 syf.··
Beğendi
·
2021 5. kitabı
1992 yılında Altın Kitaplar tarafından basılan ve zamanının “hızlı mütercimi” olarak bilinen Mehmet Harmancı tarafından tercüme edilen eser, Dirk Pitt serisinin 11. romanı oluyor. Clive Cussler 1965 yılında roman yazmaya başladı. Dirk Pitt'in maceralarını konu alan ilk romanı 1973 yılında yayınlandı. Kitapları yüz ülkede kırk dile çevrilmiştir. Yüz yirmi milyondan fazla okuyucusu vardır. Yazar aynı zamanda batık gemileri bulup çıkarmakla ünlüdür. Oşinografi ve Deniz maceralarını konu alan romanlar yazan akıcı dilli romanı iyi kurgulayan bir yazardır. Romanlarının en eski ve ünlü karakteri deniz mühendisi, devlet ajanı ve maceracı Dirk Pitt belirli bir noktaya kadar kendisinin bir yansımadır. Özellikle deniz üstü ve denizaltında geçen maceralarında adeta oşinografinin Indiana Jones’udur; diyebiliriz. (Not: 24 Şubat 2020 tarihinde vefat etmiştir.) Yazar romanlarında, geçmiş ile günümüz arasında çok ilginç bağlantılar kurar, hatta bazı kitaplarında buna geleceğe yönelik planları da dâhil eder. Merak uyandıran ve okuru hep bir takım soru işaretleri ile zinde tutmayı başaran bir eser. Birçok farklı mekânda ve hatta bazen farklı zamanda başlayan senaryonun kurgusu tüm bu karmaşıklığa rağmen neredeyse kusursuz ilerler. Doğal olarak, bir “Çok Satan” kitabının olmazsa olmazı silik karakterler, James Bond/İndiana Jones karışımı mucizeler, beceriksiz kötü adamlar, aşk ve seks sosu eksik kalmaz. Ama zaten bu kitapları satın alan okuyucu tüm bunlara önceden hazırlıklıdır; hatta ister. Fazla ipucu vermeden senaryoya değinirsek, her zamanki gibi, geçmiş bir zaman diliminde başlayan roman, bu sefer Amerikan İç Savaşı esnasında 1865 yılında Kuzeylilerden kaçmaya çalışan bir konfederasyon gemisi, Atlantik Okyanusunda kayboluşunu anlatır. İçinde tarihi değiştirebilecek önemde bir
Bestseller/Çok Satan
Sahrada Ayak SesleriClive Cussler · Altın Kitaplar · 199284 okunma
Reklam
Reklam