BÖLÜM 1: "Nizam Olacak Arkadaş!"
Kazım, üzerine iki beden büyük gelen güvenlik ceketinin kollarını yukarı kıvırdı. Köyde koyun otlatırken taktığı eski kasketi çıkarmış, yerine üzerinde "GÜVENLİK" yazan o parlak şapkayı oturtmuştu. Aynada kendine bakıp bıyığını sıvazladı.
"Tamam işte," dedi kendi kendine. "Şimdi oldu. Devletin bekçisi olduk sayılır."
Aslında bekçi de değildi; altı üstü plazanın katlarını gezip "aykırı bir durum" var mı diye bakacaktı. Ama Kazım için bu, hudut beklemek gibi bir şeydi. Cebinden sarı bir bakkal defteri çıkardı, yalanmış bir kurşun kalemle ilk notunu düştü:
"Sabah sekiz buçuk. Kapıdaki kız boyanmış yine. Düğüne gider gibi işe gelinmez. Not edildi."
Koridorun başında dikildi. Elleri arkasında, omuzları dik, sanki her an bir saldırı bekliyormuş gibi etrafı süzüyordu. O sırada iki genç çalışan kahve makinesinin başında gülüşerek konuşuyordu. Kazım, ayağındaki ağır postalları yere vura vura yanlarına gitti.
"Hışt! Ne gülüyonuz ulan?"
Gençlerden biri şaşkınlıkla baktı. "Şaka yapıyoruz Kazım Abi, hayırdır?"
Kazım kaşlarını çattı, telsizini kemerinde düzeltti. "Şaka makinada yapılır, burada iş yapılır. Burası laf yeri değil, ekmek teknesi. Dağılın bakayım, müdür bey duymasın. Adamın asabını bozmayın."
Gençler söylene söylene uzaklaşırken Kazım arkalarından tükürür gibi yaptı. Hemen defterini açtı:
"Pazarlamadaki uzun çocukla yanındaki kız fıs fıs konuşuyor. Şirketi çekiştiriyorlar herhalde. Müdür beye çıtlatılacak. Bunlar tehlikeli tip."
Kazım aslında kimin ne dediğini tam anlamıyordu. "KPI", "target", "deadline" gibi kelimeler ona küfür gibi geliyordu. "Kesin gizli kapaklı iş çeviriyorlar," diye düşünüyordu.
Asansöre bindi. İçerideki aynada kendine bakıp selam verdi. "Nizam olacak arkadaş," dedi kısık sesle. "Başıboş bıraktın mı, buralar hep