"-Bir esir parçasının sözlerini beyler elbette anlayamazlar...
Dilber'i soruyorsunuz değil mi? Dilber... O sizin oyuncağını. Dilber! O sizin eğlenceniz! Zavallı kız, beni dinleseydi... Kuzum siz Allah’tan da korkmaz mısınız? Hepsini yaptıktan sonra hiç bir şeyden haberiniz yokmuş gibi bir de eğleniyordunuz! Biraz da acımayı öğrenseniz... Ben de ne söylüyorum bir beyde merhamet!"
"-Şu toprağın örttüğü on sekiz yaşında bir kızın bedeni... bu köyün çok sevdiği genç bir adama nişanlanmıştı. Senelerce nişanlı olarak beklediği halde sonunda o genç adam bir başkasıyla evlenerek kendisini terk edince: işte bu mezar meydana çıktı"
"Hâlâ ağlıyordu. Kendisini ikbal ve servet sahiplerinin sonu gelmez heveslerine bırakan tutsaklığın, insanlık meziyetini alçaltmasından, gönlünün ne kadar kırık, ne kadar üzüntülü bir durumda olduğunu gösteren baygın gözleriyle sayılmak, sevilmek gibi kadınların karşı koyamadıkları son derece şiddetli arzularının aşağılanarak ayaklar altına alınmasında gelen üzüntü ve acı..."
"Esirci korkudan Dilber'in sağlığının bozulma ve sarsılmasıyla ticaret ve çıkarının zarar göreceğini düşünerek:
-A kızım korkacak ne var? Ben senin bu kadar korkak olduğunu bilseydim, bu odada yalnız bırakır mıydım? Bundan sonra her gece benimle yat, diyerek gözlerinden öptü.
Sonra okşayarak:
-Hadi kalk kızım. Senin için hayırlı müşteriler geldi..."